30 Eylül 2012 Pazar

YOU

You, as elusive as ever are nowhere to be found
You, as my leading light are pervasive in my thought
You, my heart take priority over what I sought

Tatil Yöreleri

Turistlerin bolca gezindiği ve çokça sömürüldüğü tatil beldelerinden birinde yaşamak - yaz kış böyle bir yerde insanları gözlemlemek- nasıldır sizce? Öncelikle insanların rol yaparken bile tamamen gerçek olduğunu bilirsiniz. Rollerini öyle benimsemiştir ki bu topluluk en ufak bir açık vermez ve her daim haklıdır. Geçen gün dolmuşa paramı verdim, inmek üzereydim. O sırada birçok turist parasını vermiş inerken kaptan pilot durmadan söyleniyordu. Anlattığına göre birçok arkadaşı yarı yolda turistleri 'ineceğiniz yer burası' diye indiriyormuş - bir nevi yanlış durakta diyelim. Peki böyle bir davranışın ne gibi haklı sebebi olabilir? Para tabii ki..O sırada yeni gelen müşteri daha fazla para demek! Evet, öncekiler hemen dolmuşu boşaltmalı ki yeni müşteriye yer açılsın ve daha çok kar edilsin. Bu adamlar seneye gelir mi acaba? Aynı şey kılık kıyafet satılan yerlerde de oluyor. Bir keresinde öğrencim 7 milyonluk gömleği bir turiste 70 milyona sattığından gururla bahsediyordu. Dedim ya, oynanan rol o kadar gerçekçi ki sonunda bütün yalanlar temize çekilmiş ve mantığa bürünmüş oluyor. Bu zihniyet kendi ülkesinin vatandaşını da dükkandan def etmesini biliyor, nasıl mı, çok yüksek fiyatlar söyleyerek. Çünkü aynı malı beş kat fazla karla bir yabancıya satabilir.
Bir yanlışı bin kere tekrarlarsan doğruya çıkarmış. Bu yörede de öyle. Herkes çok haklı ve hayat kavgası devam ediyor. Yine de Allah hepinize helal para nasip etsin. Haydan gelen huya gitmesin. Emekle gelen neşeyle yensin. 

29 Eylül 2012 Cumartesi

Kadın ve Korku

Neredeyse bütün dizilerde farklı senaryolarda aynı konu işleniyor: Bir erkeğin gönlünü kazanmak için türlü çabalara giren, bunun için kendini, düşüncelerini ve hatta hayatını feda etmeye hazır kadın rolü ağır basıyor. Hiç bir erkek kadın için bu çabaların onda birini göstermiyor çünkü kadın hep ispat kulvarında çırpınıyor. Erkeğin sarsılmaz değerleri var ve kadın bu yönde kendini değiştirirse kıymet kazanacak onun gözünde. Gerçek hayatta da bunun örneklerine rastlamıyor değiliz. Erkeğin kalbine giden yol bahsi, yuvanın dişi kuşla anlam kazanması vs kadının asli görevlerini çoktan belirlemiş. Elbette kadınlar arasında bir savaş başlıyor. sabit duran bir erkek ve çevresinde pervane kadınlar! Hepsi üstün nitelikleriyle bir adım öne geçmeye çalışıyor bu yarışta. Bunu yaparken de hemcinsini türlü şartlarda mağlup edebilmek için hilelere başvuruyor. Kadının birbirini desteklemesi bu şartlarda çok zor. En başta kendi değerini başka bir hayata endekslemiş. O hayat onu değiştirecek ve sonsuza dek mutlu olacak. Toplumun yazılı olmayan kuralları beynini istila etmiş, atmaya kalksa aşağılanacak, satmaya kalksa üzülecek. Böyleyken böyle kadının durumu..
Kadın hiçbir zaman birey olacak güce erişmedi, eriştiğinde bile alaşağı edilmeye çalışıldı. Onu hep başkaları şekillendirdi, hamur kıvamında önce anne babasının elinden daha sonra kocasının eliyle şekil buldu. Ömrünün sonuna geldiğinde çocuklarının hayatlarıyla tatmin olmaya çalıştı. Ama kadın hiçbir zaman KENDİSİ olmadı. Bu yüzden şeytan bile dediler ona. Kendisi olduğu durumlarda ikiyüzlü olmadığı için suçlandı. Ondan beklenen rolleri hakkıyla yerine getirmiş olmalıydı. Yaptığı rolü sindirmek zorundaydı. Tecavüze uğradı, sindi. Dövüldü, utandı. Hakarete uğradı, sakladı. Bütün hayatı gizlenmekle geçti kadının..Bu durumun tek sorumlusu erkekler mi? Elbette hayır! Onlar sadece mantıklı, akıllarıyla hareket edebilecek şımarıklığı öğrenmişler. akıl ve şımarıklık yan yana gelmez gibi görünse de onlarda alışıldık bir tutum. Kadının şımarıklığı mazallah kötü sonuçlara sebeptir, onlar hayat boyu kalp gözüyle yaşamalı, bu yüzden asıl gözlerini yani akıllarını dış etkenlere kapamalı! Duygularıyla yol alırken aklın sinsi söylemlerine aldırış etmesinler, ve hep mağdur olsunlar...Çünkü sadece bu yolla korunup kollanacak varlık haliyle erkekten saygı görebilirler. Evet, aynen böyle..Hanımefendilikleri bile bir erkeğin eşi olmalarına bağlıyken ne bekliyoruz bu kadınlardan? Gururun altın kafesinde mutlu olanlar var ve bir anlık da olsa o kafesten kafasını uzatanlar her şeyin farkında..sadece hala korku içindeler...yarınların ve toplumun saldığı iflah olmaz, elini kolunu bağlayan derin bir korku..

28 Eylül 2012 Cuma

Formül

gerçek sohbet tamamen sözcük oyunudur, eşsiz bir matematik formülüdür, fakat bu formül müzik gibidir, dilin notaları şahanedir; her harf müziğin ruhunu yansıtır, her formül matematikte doğa yasasıdır..sözcük oyunları da aynadır, evrenin uyumunu yansıtır.

Asıl Değer Nedir?

toprak sevmez ihaneti, yalnızca o tutar yağmurun ellerini, bunca insan yok ederken serveti, toprak ağlıyor, saklıyor gözlerini..

toprak en güzel aynadır, kendini bilene en doğru onaydır, kayıpta, hastalıkta, zor durumda, toprakta ibadet en büyük şifadır..

biter mi hiç toprak külliyatı, kim yorulmuş tutmakla hesabı, ah bir de anlasaydık cefayı, doya doya sürerdik sefayı...

toprak evdir, yuvadır, güvenmek insanı yaşatır, şüphe etsen de hayattan, toprak merttir, doğruyu sende aratır.

İnat

insanın derdi firkat,
yuvadan kopmuş, feryat;
sessizliğinde hep var kainat,
neden derdinde bu inat..?

kimi sarhoş kimisi saki,
bir bak ne kalmış baki,
gördüğümüz renk mi sanki, ...
ne medeni ne yabani...

TasDik

sözler mi taktik,
günler mi tahrip,
ayırdına varırsan,
pek önemlidir tasdik

her köşe başında soyguncu,
her yerde bi toz bulutu,
kime sorsan pek gururlu,
bitmez dilinde kuruntu.

PaRa

her kapıyı açarmış para,
biraz gerekiyor kapora,
gidin sorun kalpazana,
parayla olmaz makara

çok severiz yarıştırmayı,
özellikle alkışlamayı,
karışık işler velhasıl,
iyi biliriz karıştırmayı..

26 Eylül 2012 Çarşamba

Ben Unutulmak İsterim

Tuhaf bir başlık oldu. Çünkü hemen hemen tüm insanlar hatırlanmak için varını yoğunu dünyaya kurban eder. Bu öyle bir lanettir ki yaşarken ölüye döner insan. İçindeki o büyük unutulmak korkusu  günden güne işkenceye dönüşür ve koca bir hayat heba olur.
Zihinde gezinen iflah olmaz bir örümcektir unutulmanın acısı ya da ihtimali! Ağlarını örmeye başladığı vakit hatırlanmak için ne gerektiğini sorar insan kendine. Bu hayattan çekip gittiğimde bir şey bırakmalıyım ardımda diye düşünür. İlk akla gelen bir aile kurmak ve çocuk sahibi olmaktır. Bu korkunun ilk ve en kolay panzehiri gibi görünür. Vee..tüm o bağlar kuruldugunda bir ağacın yetişip olgunlaşması sonunda kökler de kurumaya başlar. Ağaç ölür. Hem biz hem de çocuklarımız ayrılmak zorunda kalırız bağlarımızdan. Çünkü nihai ve kesin karar hatta son yargı bu gibi görünür. Kimisi sanata yönelir. Çeşitli eserler bırakır ardından. Gerçekten de yüzyılları aşan yazarlar olmuştur. Fakat zamanın acımasız eli onların da hatırasını katleder. Devir değişir, gençlik değişir, kısaca uygarlık başka bir çağa adım attığında bütün kökler yeniden şekillenir. Hiçbir şey aynı kalmaz. O zaman neden hatırlanmak için bunca cırpınış?
Ben unutulmak isterim. Zerrem kalmasın dünyada. kimse bilmesin beni...ki ben özgürce dolaşayım semada. bir damla su olup akayım o ağaçların köklerine. Bir ılık rüzgar olup eseyim yaprakların arasından..Bunun adı unutulmaksa insanlar bilmesin beni ama hep hissetsin. Yüzyıllar önce biri vardı burada, bu topraktan yedi içti sonra öldü. Şimdi toprağa ve havaya bıraktığı her zerresi geziniyor evrende..Sadece bir his olayım kulaklarda, bir buğu gözlerde...Kelime olup dillenmese de adım bir harf olarak kalayım, bir cümlede tek başına, özgür...