24 Eylül 2012 Pazartesi

Medeniyet

medeniyet bekçisi ham,
ortalık kaynıyor yamyam,
kapıldık gidiyoruz bir tarafa,
yağmur gibi yağıyor yalan..

bir bak dünyaya pespaye,
kapmış herkes bir paye,
kime sorsan yaşamak gaye,
ölmeyi bilen var mı şevk ile?

En Sonunda

İnsan sever taklit,
bir o kadar eder tenkit,
beyinlerde açılmaz kilit,
çilingiri bile eder ifrit
insan kaba,
sığmıyor hiç kabına,
düşerse başı dara,
yontuluyor inadına

23 Eylül 2012 Pazar

Daha Az Kelime Daha Çok İfade

hayatta en zor şey, 1 kelimenin yettiği yerde 2 kelime kullanmamaktır.

Yaşadığımız tüm zorluklar ifade çokluğundan kaynaklanıyor. Herkes açık sözlüyüm diyor ama kimse anlatamıyor derdini. Herkes imalardan, dolaylı söylemlerden anlayacak diye bir şey yok. Sözümüz net olursa ve karşımızdakine net davranabilirsek anlaşma yolu da o kadar basit olur. Fakat insan zor olanı tercih eder, yani düzinelerce kelimenin etkili olacağını düşünerek saatlerce konuşur. Sırf bunun için kapasitesini zorlayarak parlak zeka oyunlarına bile girer, ve sonunda tüm anlamların birbirine karıştığı dipsiz bir kuyuya düşer. Çok kelime kullanmak çok iyi anlaşılacağımızı göstermez. Çok iyi bir konuşmacı bile olsak anlattığımızın yüzde kaçı akılda kalıyor acaba?O yüzden ben etkili ve az konuşmadan yanayım. Bu çok zor bir şey elbette, çünkü depresif ruhlarımız kelimelerde kaçış yolunu arıyor. O kelimeler bizi anlatacağına, biz kelimelere tutsak ediyoruz kendimizi. Bütün karışıklık bu anlamların farklı yönlere gitmesinden kaynaklanıyor. Hayatı biraz basitleştirmek için daha az kelimede daha çok şey ifade etmeye gayret edin. İlk başta zor olacak, evet, farkındayım.

Falso Vermeyin

duvara asılır tablo, vitrine konur biblo, aman tertipli olun, şekilde olmasın falso:)

Şekilcilik ve bunun hayatın her alanına sinmiş gösteriş merakı insanoğlunun kendi kıymetini başkalarının gözünde değerlendirmesi açısından yüzyıllardır bizleri moda,sanat hatta pozitif bilimlerde etkisi altına almayı başarmış. Bu arzu öyle bir dereceye ulaşmış ki rahatsızlık duygusu bile gösteriş merakının önüne geçememiş. 'Aman etraf ne der' kaygısıyla eve gelen misafirlere çeşit çeşit yemek yapmış, evi köşe bucak temizlemiş, eşyalarımızı kendi beğenimize göre değil de kapı komşunun aldığı mobilyalara göre belirlemiş, evladımız varsa teşekkür yada takdir getirmesini istemiş, bir yandan komşunun evini gözetlerken bir yandan sürekli göz hapsinde tutulduğumuzu yıllardır bilmişizdir. Durum böyleyken çeşitli akımların da bizi sadece etrafa güzel göstermekten öte bir işe yaramadığını ve bunun günümüzde medya tarafından sürekli pompalanan bir gerçek olduğunu, sırf birileri para kazansın diye diziler,Tv programları ve tartışmalar olduğunu, ahlaki yargıların bile dış güzelliğe göre yorumlandığı gittikçe tuhaflaşan bir dünyada yaşıyoruz.
Gittikçe özgürleşiyoruz dedikleri bu kısıtlı şekilcilik paranoyası mı? Bu halde kendimize biçtiğimiz değer eve aldığımız bir dev ekran televizyonla mı yoksa çok pahalı bir cep telefonuyla mı belirleniyor?
Kimse kimsenin dediğini duymuyor, fikrini merak etmiyor - etse bile bunu aleyhte kullanmak için dinliyor- ve ne  yazık ki herkes vitrinde öylece koyun gibi bakıyor. Vitrinin ışıkları göz alıcı, kimse kimseyi fark etmiyor hatta kendini bile görmüyor. Önemli olan sadece Vitrin!

Gidişat Nereye?

diyorlar ki önemli bilgi, sizce bilgiye var mı ilgi, milletin elinde silgi, zaten siliyor bildiğini!

Bilginin ve bilenin aşağılandığı garip bir dönemden geçiyoruz. İnsanların eskiden cahile duyduğu tepkiyi bugünlerde cahiller okumuş insana gösteriyor. Kelimenin tam anlamıyla 'bilmek' artık bir suç!
Cehaletin böylesine kabul gördüğü ve alkışlandığı, sen de bizdensin zihniyeti almış yürümüş. Eğitim görmek daha çok prestij meselesi haline getiriliyor. Başka bir kesim de bir diploman olsun da ilerde belki işine yarar havası hakim. Kimse öğrenmenin peşinde değil. 'Ben oldum artık', 'hayatın içinde piştim' deyimi akademik öğretileri sadece belirli bir zümreye aitmiş gibi göstermeye başladı. Tehlike de burada beliriyor: Öğrenmek bir lüks haline geldikçe kıymeti azalmaya başladı! Eğitim görene de tavır takınmak, 'sen kendini ne zannediyorsun?' tripleri atmak şimdilerde çok moda. Yazık ki kolay yoldan para kazanmak, din tüccarlığıyla geliri düşük kesimleri sömürmek ya da erken hayata atıl söylemleriyle küçücük çocukları belirsiz bir geleceğe ve hatta sürekli kullanılacakları bir toplumda yaşamaya zorlamak bu durumun kötü sonuçlarından bir kaçı.
Eskiden öğrenmek para kazanmak için bir araç değildi, çünkü toplumda bu kadar işsiz yoktu. Öğrenmek başlı başına bir amaçtı. Bir zevkti öğrenmek. Şimdiki gençler tarih coğrafya fizik öğrenip ne yapacağım, ne işime yarayacak diye sormaya başladı. Eğitime bu derece faydacı açıdan yaklaşılması toplumun da insana verdiği azıcık kıymetin sebebini açıklıyor zannedersem! Gencin gözünde maddi kazanca dökülmeyen hiçbir şeyin anlamı yok. Maneviyatı artırmak için gösterilen onca çabaya rağmen bu anlamsızlık hastalığı daha çok yayılacak. O vakit insan bir şeyi açıkça görecek: Bizi doğruya güzele yönelten öğrenme arzumuz ve merakımızdır. Bunları öldürdükçe biz de ölüyoruz! Hem de hızla..

22 Eylül 2012 Cumartesi

A

aklımın almadığı anlaşılmaz anlarda ayrılık ve alışkanlığın aynı aynanın aksi olduğunu, artan ya da azalan ayarların aklın aynasında ani aykırılıklara sebep olmadığını anlıyorum.

Bazen

bazen şok olmak lazım, irkilmek lazım,
her zaman yol vermez dağlar, ...
bazen sakinleşmek, durulmak lazım,
her zaman aynı şiddette esmez rüzgar...

Kontrol Nerede Başlar?

merkezden çepere yönelen enerji güçtür, bu enerji çeperden merkeze yönelirse sonu cinnettir. Güç, dış dünyayı her zaman kontrol edemez, ancak merkezde toplanıp dağılabilirse çepere ulaşabilir..kısaca sadece ve önce kendimizi kontrol edebiliriz..

Numara

kayıt altında kimlik,
fakat popüler oldu kimliksizlik,
hepimiz bir numarayız artık 11 haneli,
adın ne diye sorsalar
numarayı söyle işte belli!