9 Mayıs 2013 Perşembe

İdealsizlik

Çağlar boyu insanın kendini unutacak bir ideale odaklanması hep takdir gördü. Özgürlük için ölenler, eşitlik için savaşanlar, bir kadının hayaliyle bekleyen ve hatta imparatorlukları bunun için riske atanlar, insanlık için faydalı bir buluş uğruna tüm ömrünü heba edenler elbette ki yüksek bir adanmışlık seviyesinde tarihteki yerlerini hiç kaybetmediler; onları bugün bile hatırlıyoruz. Kimliklerini değil belki, yaptıklarını, kendilerini adadıkları idealleri bugün bile anmakta ve saygıyla yad etmekteyiz.
İz bırakmak dedikleri kendinden geçmekteydi, narsist bir yüzün göldeki yansıması suyun saniyeler içinde bulanmasına bağlıydı. Bu gerçeği fark edenler ya kendini inkar ederek ya da kendi benliğinin ötesinde bir gerçeğe umut bağlayarak hayat koşusunu tamamladılar, ama yorgun ama zaferler içinde..ama nefes alarak ama bir nefes içinde boğularak...
Aslında idealler çoğu zaman benliği yükseltmek için kullanıldı. Her ne kadar toplumsal kaygılar başı çekiyor gibi görünse de temelde egonun kendini ispat çabası hiç bitmedi. Değerler, vicdan, ahlak ve tüm sosyal sebepler bu uğurda kullanıldı. Yüksek faydalar sağlamaya çalıştıkça çamura battı insanoğlu. İroni şu ki idealin gerçekleşmesi için çabalayan insan ideal gerçekleştiğinde bundan yararlanamadı. Örneğin teknoloji adım adım geliştikçe şirketler insanı bırakın yüceltmeyi, insanlıktan düşürüp maymunlaştırmayı kendinde hak bildi. Her şey çok daha kolay yapılıyor, daha az vaktimizi alıyor, ama biz makineleştikçe vaktin kıymeti azalıyor, niteliği değişiyor.
Bugün insana idealler satılamaz hale geldi ama bir elbise kolaylıkla satılabilir. Nasıl mı? Daha güzel, daha genç, daha çekici görünmek isteyen kadın, bugünkü toplumun görünüm odaklı ve suçluluk güdümlü ahlaki kaygılarından azade olamıyor yazık ki. Bir genç babasından cep telefonu isterken toplumca görünür olmayı arzu etmekte ve o telefonu kullanmadığında itilerek utanır hale düşmekten korkmaktadır. Bu genç cep telefonuyla süslediği karizmasını ruhunu süslemek için de kullansaydı durum çok daha farklı olurdu.
Niteliğin değişmesi zamanın etkin kullanımını da sekteye uğrattı. Bilgisayar oyunlarından keyif alan insan toplulukları gerçekle hayalin karıştığı bir dünyada kendini kaybetmiş durumda. Eskiden ideallerle kendini unutan insan ruhu şimdi çok daha berbat bir yolda kendini hatırlamaya çalışıyor!
Ne lazımsa onu yapar hale geldik, değil mi? Toplumsal değerlerin bunca önem kazandığı bir çağda eskiye tutunmaya çalışıyoruz yeniden. Nostalji aşkımız depreşiyor, eski müzikleri dinleyip iç çekiyoruz geçmişe dair. Yeniyi överken eskiyi de anıyoruz özlemle. Geçmişin canisi bugünün kahramanı, geçmişin kahramanı bugünün canisi oluveriyor aniden. Öyle hızlı gelişiyor ki her şey ideallerin devirden devire geçişi hayret uyandırıyor insanda. İnsanoğlu yaptıklarını yıkıyor, yıktıklarını yeniden inşa etmeye çalışıyor. Voltaire'in dediği gibi çünkü: "Yiğitlik vicdansız hergelelerle, büyük insanların ortak özelliğidir."
Artık insan sayısı çok fazla dünyada. Kişi başına daha çok ideal düşüyor. Peki bu halde geri çekilmesi gereken nedir? Elbette bencillik. Ben, öne çıktıkça her şey değerini kaybediyor. Ben, biliyorum dedikçe hiçbir şey öğrenmek istemiyor. Ben, saygı bekledikçe hiç sevgi göstermiyor. Ben, yarışta birinci olmak için gayret ederken yorulduğunu hiç fark etmiyor. Ben, kendinin hiç geçmeyen modasında hep aynı kıyafetleri giyiyor: Rekabet, Saldırganlık, Öfke.
O zaman yine sarılalım ideallere, ulaşılmaz hedeflere. Kendimiz olmaktan böyle çıkalım. Saldırarak değil eleştirerek, öfkeyle değil bilgiyle, rekabetle değil birbirimizi geliştirerek sarılalım yeni kurduğumuz dünyaya. İdeallerimizi her ne pahasına olursa olsun koruyalım. Çünkü onlar dünyada olduğumuz hayalini gerçeğe dönüştürecek tek değer. Çağlar boyu değişen bir şey olmadı, olmayacak demek çıkar yol değil. Niyetler de önemli. Her idealin dayandığı bir saygı görme beklentisi olsa da kullanılan araçlar günümüzdeki gibi alınır satılır bir değer olmasın en azından. Yiğitliğin dayandığı bilgiye yada silaha tapmak ne kadar abes ise fikirsiz bir dünya da bir  o kadar yönsüz ve kendiliğinden. Eskiye özlemi bırakalım, yeniyi anlamlandıralım. Elimizdeki tek çıkar yol insana kaybettiği anlamı yeniden yüklemek. Kahramanlar yaratarak değil, canileri engelleyerek! Dünya, yeteri kadar kana bulandı, artık bilimin yeniden keşfi gerçekleşmeli. İnsan hayatını kolaylaştırmak için değil, insanı insan yapmak için..

Hiç yorum yok: