Suçluluk duygusunun temel görünümlerinden biri olan günah keçisi kavramı, toplumların vicdani rahatlama yöntemlerinden en yaygın olanıdır. En küçük bir toplulukta dahi tüm grubun hatasını üstlenecek biri mutlaka bulunur ya da yaratılır.
Bireyselliğin şeytani olduğu, kolektivist anlayışların baskın olarak kabul gördüğü geleneksel toplumlar kendi içlerinde bir anlaşma yapmış gibidir. Yazılı olmayan bu anlaşma, kurala uymayanı dışlamak şeklinde olup bazı hallerde cezalandırıcı yönüyle hukuksal bir gaddarlığa da bürünebilir. Toplumsal vicdan diye adlandırılan genel değerler tüm bireylerin itaat etmesi koşuluyla çoğu zaman bireysel ahlakın sorgulanmadığı ve büyük suçların grup içinde ört bas edildiği bir korunma mekanizmasına dönüşür. Rahat etmek istiyorsanız konuşmamalısınız; suçlanmak istemiyorsanız ait olduğunuz grubun değerlerini tüm ahlaki standartların üstünde tutmalısınız ki ancak bu şekilde bireyselliğiniz onaylanacaktır. Bunun bir bedeli olacak elbette: kendinizi yok etmek, sadece grubun çıkarlarıyla kişiliğinizi yeniden şekillendirmek.
Olur ya bir gün grup içinde yaşanan adaletsizlikler ve gayri ahlaki durumlar ortaya serildi. Ne olacak? İşte o vakit aynı grup değerlerinin uygunsuzluğunu itiraf etmektense, yani haksızlığını kabul etmektense, kendi içinden tüm grubun hatasını üstlenecek birini çıkarır. Bir nevi yüksek değerler için fedailiktir bu! Günah keçimiz kendini feda eder. Tüm grubun ahlakı ondan sorulur ve o kurtarmıştır grubun ahlakını! Bireysel vicdanın sesi suskundur, biraz konuşacak olsa da hemen susturulur. Çünkü toplumsal vicdan zarar görürse bedelleri tüm bireyleri etkileyecektir ve bunun yükünü kimse taşımak istemez. Zor ve çetin bir yolda yürümek için gelmediler ki dünyaya. Zaten her şey çok zor iken aidiyet duygusu kalkan olur onlara. Ötekileri kim ne yapsın, zaten yok etmişlerdi kendilerini gruba üye olarak. Şimdi zarar görmeleri talihin acımasız bir oyunu sadece. Kaderin ellerine düşene vah demek ortak olmak olur suçluluk duygusuna. Kimse bunu göze alamaz elbette, temiz vicdanlar rahat rahat uyur toplum içinde. Peki yalnızlık halinde ne olur, örneğin geceleri rahat uyur mu bu insanlar, hiç düşünmeden hiç sıkıntı duymadan gözlerini kapayabilir mi dünyaya?
Günah keçisi tüm yükü taşır böylece. Hataların gün yüzüne çıkmaması için dua eder kimileri, ben günah işledim ama bunun yükünü başkası taşımasın diye yakarırlar çoğu zaman. Neden işlediğimiz günahların bedelini kendimiz ödemek istemeyiz de "ait olarak" faturayı başkasına keseriz? Sanki ait olmanın acısını çıkarırız böylece! Reddettiğimiz bireysel ahlak gün gelir yüzümüze çarpar hatalarımızı, neden en başından ahlaklı olmaya karar vermek istemeyiz de günah işleyip devredecek birini ararız? Ya da günahlar için af dileriz, birilerini feda ederiz rahat etmek uğruna?
Vicdan öyle tartışmalı bir kavram ki sesi çıktıkça bağırmak istiyor ama hep de engelleniyor. Sözümona değerlerine saygı gösteren bir toplumun yaptığı hataları kendi içinde eritemez hale geldiğinde ve o yanlışlar kurbanlar sayesinde gizlendiğinde herkes mutlu mesutmuş gibi yaşamaya devam edecek, öyle mi? Kimi kandırıyorsunuz siz?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder