24 Aralık 2012 Pazartesi

Tahsil Neyi Değiştirir?

Tahsil ve terbiyenin bireyselliği yücelten, bakış açısını değiştiren yönleri olduğunu; buna rağmen duygusal veya kişisel tepkilerde büyük etkisi olduğunu düşünmüyorum. Fikirler değişebilir, gelişebilir; aynı şekilde sözler ve davranışlar da değişebilir. Zaman ve yaş ilerledikçe karakter bile çeşitli maskeler altında şekilden şekle girebilir. Yapmacık gülümsemeleri, kibarlık budalası halleri ile tanıdığımız insanları bile yabancı görebiliriz.
Mizaç ve buna bağlı olarak içgüdülerimiz, bizi biz yapan temel duygular - tahsil ve terbiye- durumuna bakılmaksızın neredeyse aynı kalır. Bu durumun kadın ve erkek üzerindeki etkileri biraz fark gösterebilir ki bunun sebebi yine dayatılmış fikirlerdir. İnsani duygular her iki cinste de ortaktır. Fark, bu duyguları eğitim yoluyla yorumlama farkıdır. Örneğin tahsil durumu bir kadını büyük oranda değiştirebilirken sosyal baskılardan azade erkek yaşamı üzerinde büyük bir fark yaratmaz. Çünkü erkek, bireyselliği doğumundan itibaren deneyimlemeye başlar. Henüz küçük bir çocukken bile güçlerinin sınırsız olduğuna inandırılır. Bu inanç onu ömür boyu her şeye muktedir, şartlar üzerinde kontrol ve söz sahibi duruma getirene dek eğitim süreci devam eder. Akademik yeterlilik bu özgüven üzerinde neredeyse etkisizdir! Çünkü doğal olarak geliştirdiği iletişim yeteneği bu tür bir müdahaleye gerek duymaz ve sonuçta bir erkek eğitimli ya da eğitimsiz toplumda birey olarak kendini sunmasını bilir. Ekstradan tahsil görmesi ona sadece bir artı getirir; duygu ve düşünce dünyasını fazla değiştirmez.
Halbuki kadının bireyselliğini keşfi ilk gençlik yıllarına kadar ertelenmiştir ve bu gecikme kalıcı bir hal alarak bazen inkara kadar gider. Kadın verici doğasıyla takdir görmeyi sever. Daha doğrusu doğumundan itibaren öğrendiği ve bir ömür boyu taşıması gereken bir yüktür ona öğretilen. Bir şeyleri sevmek zorunda bırakılması! Bireyselliğini hiçbir zaman keşfedemez bazı kadınlar; bazıları keşfettiği gün kaybeder onu; ve bazısı bireyselliğini topluma uydurma güdüsüyle kendi içgüdülerini, duygularını reddeder. Reddetmeyenler ise ya asılır ya da kesilir. Bir erkek daha ufak bir çocukken kendisiyle gurur duymayı öğrenmiştir ama bir kadın en ileri yaşında bile kendini sevmeyi ayıp, kendi değerini ölçülebilir, kendi hayatını kurban etmeyi bir maharet görmektedir ve en acısı da bu şekilde saygı görmeyi beklemektedir! Bütün ömrünü bekleyerek geçirir kadın, evet kendini bekliyor aslında ama hala bunun farkında değil. O yüzden tahsil ve terbiyenin kadın üzerindeki etkisi daha fazladır ve öyle de olmalıdır.
Erkek çoğu zaman dizginlenemeyen içgüdülerinin kurbanı olurken, kadın eğitimsizliğinin kurbanı olmaktadır. Kadın duygularını denetlemeyi küçük yaşlarda öğrenmiştir. Ona zorla öğretilmiştir kontrollü olmak. Fakat bir erkek tahsil görse bile içgüdülerini denetlemekte zorlanabilir çünkü bireyselliği kök salmıştır, egosu her bilginin üzerindedir ve öğretildiği üzere egosunu aç bırakmamalıdır!
Kadın, toplumda bir yer edinirken erkek bireyselliğini dayanak olarak seçmeyi bıraktığı gün, erkek de kendi bireyselliğinden geçip toplumu düşünebilecektir.
Kolektif bilinç toplum ve bireyin barıştırılmasıyla gerçekleşecek bir olgu. Cinsiyet rollerimize sıkıca bağlandığımız sürece uzak bir ihtimal olarak kalmaya devam edecek. Ne birey topluma değer katacak ne de toplum bireyi yüceltecek. Bu kısır döngünün çarkında elli sene sonra hala kadın erkek muhabbetine, aldatma hikayelerine takılı kalacağız. Ne yazık ki..

Hiç yorum yok: