9 Aralık 2012 Pazar

Sessiz Nokta

Bir çizgi çekebilmek için en az iki nokta lazım. Temel matematik bilgilerinden biri ve öyle çok şey açıklıyor ki bize! Sonsuz doğrunun geçtiği o tek nokta her şeyin başladığı ve son bulduğu eşsiz mucize, sessizliğin ve hareketsizliğin kutsandığı, en derin karanlıkta kaybolma korkusu olmaksızın kıpırtısız varoluşun sonsuzla buluştuğu tek an! O minicik yersiz, mekansız, anlamsızlığın içindeki tek anlam, o sabit nokta. Evrende yaratılmış tüm yuvarlak şekillerin en tepesi, dönmeyen ve dönüştürülmeyecek tek yer! Belki de yaratılışın sırrı o tek noktada gizli ve biz anlam arama çabası içinde çoğalttıkça çoğaltıyoruz matematiksel doğruları. Sonu olmayan bir karalama defteri oluyor evren, çizdikçe nokta kayboluyor, şekillerin içinde anlamsızlaşıyor tüm görüntüler. Bu öyle büyük bir hata ki tüm doğrular o sessiz noktayı boğuyor sesleriyle. Hiçlik her şeye dönüşüyor ve her şey bir kaos halinde türlü yollar açıyor kendine. Ama hiçlik esas halinde, kıpırtısız hep var! Hep orada! Ölümden korkan insan böyle bir sükuneti anlayabilir mi, anlatabilir mi kalbine o derin korkunun hiç bitmeyecek bir gece olduğunu? Hani diyor ya o güzel şarkıda, cihana bir daha gelmek hayal edilse bile avunmak istemeyiz böyle bir teselliyle! O karanlık ki asıl gerçek, ışığa tutulmuş gözlerin korkusu o karanlık en sıcak yuva, değil ki şaşkın insan karanlıkta yolunu bulursa o tek noktanın sırrına ermiş olacak. O bitmeyen sükunlu gece tek ikametgahı olacak bizlerin dönüşü olmayan o büyük kapıdan geçtiğimiz vakit. Ve her şey bir anda olup bitti, sonsuz gece Gün hiç olmamış gibi devam etti. Zaman kendi içinde yok oldu ama varlık zamansızlıkta, o kıpırtısız noktada hep kendini seyretti, kendi aşkıyla var oldu.

Hiç yorum yok: