13 Aralık 2012 Perşembe
Bilimadamı Olmak
Kendimi bir laboratuar gibi görüyorum bazen. Yaşadığım dünyayı hatta tüm evreni büyük bir sınıf ve diğer tüm gezegenleri öğretmen olarak düşünüyorum. Bu hayal beni çok mutlu ediyor. Türlü deneyler gerçekleşiyor bedenimde. Esasen tüm yıldız ve gezegenlerin dışarıda değil tamamen kafamın içinde parladığını hayal ediyorum. Bu hoş fantazi - ki bence faztaziden çok öte bir gerçek olabilir- karanlıkta daha eğlenceli hale geliyor. İyice küçülüyor yıldızlar, yıldızcık oluyor. Bazen parmağımın ucunda bir bilye, bazen ağır ilerleyen bir gaz, bazen gözkapaklarımı zorlayan minik taşlar halinde oyalıyorlar beni. İşin tuhafı bunları gerçek gibi algılıyorum bazen! Bedenimin gitgide büyüyüp Güneş boyutlarına geldiğini ve kucağımı açıp gezegenlere sarıldığımı ve sonrasında pırıl pırıl parladığımı görüyorum. Bu his öyle yayılıyor ki damarlarımda sanki kilometrelerce koşup oksijen ihtiyacımı karşılamış gibi rahatlıyorum. Herhangi bir ilaç icat etmeden deneyini tamamlamış bir bilimadamı olmak bu olsa gerek! Bedenimin laboratuarında ilaç sadece düşünmek, evet sadece düşünerek soluklanmak. Yetenekli öğretmenlerim hiç konuşmuyor, bana birşey anlatmıyor sadece karanlığa dalmış olmak bile bana büyük huzur veriyor. Ses, basınç ya da ona benzer bir şey hissetmiyorum bile. Sonsuz bir boşluk ve ışık var uzakta. Gitttikçe yaklaşıyor ve bedenimde yayılıyor. İlaç bu. Çare bu. Karanlıkta ışığı, ışıkta karanlığı tecrübe etmek. Nihayetinde ne karanlığı ne ışığı bilmek! Sadece Olmak.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder