11 Kasım 2012 Pazar

Sev Artık

Bir gönülde yer bulursan canlısın
Bir göze ışık olursan hayatsın
Salınma sarayında çık artık dışarı
Bir sevene yar olursan aşksın

Apansız düşünce dert içine
Kıpkırmızı bir gül açar sinende
Bekleme boşuna sev artık derdini
Nice güller açacak gönül bahçende

En Baştan

Muradın ötesinde bir kapı var
Orada bir olunmaz ayrılır yollar
Çıkmak kolay değil o kapıdan
Sevgiliyi özleyen göze alır, hiç gözünü kırpmadan
Aynı yöne bakmak olsaydı aşk
Ne seven kalırdı ne sevilen
Ayrı ayrı bir olmanın cefasını
Bilir mi hiç o kapıdan dönen?
Bir kıvılcım iken ateş
Dönüşür zamanla aşkın yuvasında
Sevileni değiştirmek istiyorsan eğer
Geri dön dünyanın o soğuk hazzına
Kimisi ayrılır bahçeden, ya kaçar ya kovulur
Kimisi güllerin içinde bin dert ile yoğrulur
Bir kaçış ya da kurtuluş olsaydı aşk
Herkes bilirdi kaderini en baştan

3 Kasım 2012 Cumartesi

Hırçın Yüzler

Sokakta yürürken insanların yüzüne dikkat etme gereği duymazdım. Fakat son günlerde yüzü gülen insan kalmayınca neredeyse dikkatimi yüzlerden alamıyorum! Örneğin dolmuşa ya da otobüse bindiğimde, asansörde, alışveriş yaparken, herhangi bir yerde yemeğimi yerken insanların ne denli asık suratlı olduğunu ve ciddi ciddi düşünen ifadelerini fark ediyorum. Dikkatle inceliyorum onları, tabi ki belli etmeden..! İki kaşın ortası kırışık biraz, ağızların çevresi de öyle, bakışlar sürekli aşağıya doğru, eller panikte. Hep böyle miydi insanımız yoksa değişen yaşam şartları mı onu böyle yaptı? Gerek psikolojik gerekse toplumsal açıdan yepyeni sorunlarla boğuşuyoruz son yıllarda, ekonomik darboğaz da cabası..Belki yolda yürümek sadece yürümek değil, tüm bu problemlerle dolu zihnin kendini rahatlatma çabası. Kazara gülen oldu mu hemen bakışlar üzerinde toplanıyor, herhangi bir sorun mu var diye! Gülmek o kadar yabancı olmuş asık suratlara. Herkes yargılamaya hazır, birbirine tahammülsüz, her an parlamaya hazır. Neden bu kadar düşmanca ve eleştirel olduk biz? Sürekli kusur aramak, kusur aradıkça yükseldiğini düşünmek, birilerinin işi rast gitmesin diye ekstra çaba harcamak son on yılın trendi oldu neredeyse. Sosyal medyanın da bu konuda tuz biber olması kaçınılmaz artık. Sokakta kavga etmeyi kendine yakıştırmayan sözümona çok medeni insanlar internette vahşi hayata dönüşü yaşıyor sanki. Birini övmek, beğenmek ise acaba ne çıkarı var sorularını akla getiriyor. Bu hale düştük sonunda. Her şey, atılan her adım, söylenen her söz biz değil de bir başkası olmuş. Kılık değiştirme gayretinin bu denli yaygınlaşması ve kimlik ispat etme şovuna dönüşmesi bilinçaltında ezik bir toplum imajı çiziyor esasında. Yukarı çıkmaya çalıştıkça daha da düşürüyor kendini insanımız. Kılık kıyafet, görüntü tam tekmil ama içleri ölmüş çoğunun. Ruhlar daracık bir kap misali bedene sıkışmış, işkence görüyor sürekli, dışarıdan mı? Hayır, bizzat kendisi tarafından işkenceye maruz kalan insanların yüz ifadeleri de bunu yansıtıyor artık. Onlar her daim asabi, kusur arayan, kendinden emin görüntünün altında çok zayıf kalmış,modern dünyanın tükenmiş biçareleri. Mekanlar çok geniş, imkanlar sınırsız, teknoloji hat safhada derken manevi dünyamız çöküşte. Kimsenin yüzü gülmüyorken, her gün bir cinayet haberi duyuyorken refah ve mutluluk bahisleri size de çok saçma gelmiyor mu?