13 Ekim 2012 Cumartesi

Günler Bitene Dek

"İnsanın egemen olmaktan ya da hizmet görmekten vazgeçemeyeceğini biliyorum. Her insanın temiz hava gibi kölelere gereksinimi vardır. Kumanda etmek soluk almak demektir; en nasipsizler bile soluk almayı başarır. Toplumsal merdivenin en altında bulunan kimsenin bile bir eşi ya da çocuğu vardır. Bekarsa bir köpeği vardır. Kısacası asıl olan, karşıdakinin yanıt verme hakkı olmaksızın insanın kızabilmesidir. Babaya yanıt verilmez formülünü bilirsiniz değil mi?Bir anlamda bu formül tuhaftır. Sevilen kişiye değil de kime yanıt verilir bu dünyada?"
Albert CAMUS - Düşüş

Hizmet görmenin ve hizmet vermenin adil bir şekilde dağıtılmadığı dünyanın kullarıyız hepimiz. Yeri gelince efendi yeri gelince köleyiz. Somut anlamda minnet borcu duymasak bile bazı işleri halledebilmemiz ve kişisel gücümüzü kendi aynamızda görebilmek için mutlaka birilerine ihtiyaç duyarız. En basiti aile içinde otorite figürü olan ebeveyne uymak zorundayız. Ancak bu şekilde 'dahil' olabiliriz. Köleliğin ufak tohumları zamanla filizlenir. Bir iş sahibi olduğunuzda bütün enerjinizi başarılı olmaya harcarsınız ki ancak bu şekilde toplum gözüne girebilirsiniz. Aksi takdirde karalanmanız ve ani düşüşünüz kaçınılmazdır. Peki dahil olunca neler oluyor? Yavaş bir ölüm gerçekleşiyor diyebiliriz. Peşinize takılmış vahşi doğa sizi yavaş yavaş parçalayacak demek oluyor tüm aidiyet çabalarınız. Aile, iş, evlilik vb tüm kurumlar bu amaca hizmet ediyor. Bu açıdan bakıldığında ya başarının ve aitlik duygusunun pasif kölesi olacaksınız ya da efendilik pozlarında tüm kızgınlığınızı en aktif şekilde haklı çıkaracaksınız! Elbette yanıt veren kişi otorite düşmanı olduğu için hemen cezasını alacaktır tarafınızdan. Rahat bir nefes aldınız değil mi? Tam da bundan bahsediyorum işte, aile gibi kurumlar bizi boğuyor fakat bu gönüllü ölüm çok yavaş gerçekleştiği için mutlu mesut kabulleniyoruz köleliği, neden çünkü seviyoruz çünkü bağlanıyoruz ve tüm bu yapay bağlılıklar bize kimlik sağlıyor! ancak bu şekilde elde ettiğimiz güç başkalarına rahat bir nefes aldırıyor biz boğulurken. Anne ve babamız ya da işteki patronumuz ya da eşimiz her kim ise ciğerlerine bolca oksijen taşımış oluyor. Sigarayı düşünün, sevgi de öyle hatta çok önemsediğimiz başarı sonrası gelen saygının da nikotinden farkı yok. Bunlara öylesine bağımlıyız ki en ufak bir gurur sarsıntısı bizi yerle bir edebiliyor. İşte bu sebeple kölelik damarlarımızda kan gibi, ancak bu şekilde yani zehirlenerek efendi olmayı öğreniyoruz. Bir gün bakıyoruz etrafa ve herkes titriyor karşımızda, saygıdan mı? Elbette hayır, korkudan ve onun getirdiği zevk hissinden! İnsan her konuda iki yüzlü olabilir ama konu zevklere geldi mi asla..Yani zevkler ve haz duygusu diyelim genel olarak katışıksızdır ve tamamen gerçektir. Öyleyse insan ruhu sadist olduğu kadar kendine işkence edilmesinden de zevk mi alır? Hayatının belli dönemlerinde dönüşümlü olarak bu arzu kafesinde çırpınıp durur mu? İşkence gördükçe işkence etmeyi mi öğrenir? Yoksa ruhunun gelişim süreci bundan mı ibaret? Durum her ne ise, otorite figürü yeri gelince köleleşir, kölelerde vakti gelince efendi olur. Yani ben bunu seçtim diyecek kadar güçlü değilsiniz, unutmayın! Çünkü halen duygularınız var, onları öldürseniz bile başarılarınız ve çocuklarınız var, haydi onlar da gitti diyelim, hala yaşıyorsunuz, daha göreceğiniz çok günler var!

Hiç yorum yok: