Hepsinin gelmesini bekleme,
Sen var olasın diye.
Bir kişi gelmeyecek,
Sen, bir olasın diye.
Sen var olasın diye.
Bir kişi gelmeyecek,
Sen, bir olasın diye.
ÖZDEMİR ASAF
Öyle güzel dizeler ki bunlar…Düşündükçe zihnimin biraz daha berraklaştığını hissediyorum. Son zamanlarda anlam veremediğim ve biraz da hayatın yüküyle bulanıklaşan hislerim çözülmeye başladı. Sanki varlığımız ve tüm duygularımız özlemlerimize bağımlı; beklenen olmayacaksa umut da olmasın, hayat da yaşanmasın diyenlere nispet yazılmış bu dizeler. Neden yok aradığımız ve neden gelmiyor tam da ihtiyaç duyduğumuz anda? Bu konu üzerine nice şahsiyetler konuşmuş yıllar boyu. Tutku halini almış isteklerimiz neden gerçekleşmez?
“Sen var olasın diye!” .Evet, tek cümle bu. Hayat boyu öğreneceklerimiz bitmez. Yaşımız geçse, her şey istediğimiz gibi olsa da mutlaka bir şeyler eksik olacak. Bu bir insandır, duygudur ya da bir nesnedir. Her ne ise o, bizi tek başına var edemeyecek. Acı çeken ya da özlem duyan her kim ise, bunu bilirse öğrenme süreci başlamış olacak. Saplantı halinde mutluluğu, sevinci ve tüm anlamları bir tek şeye odaklamak ne mutluluğu öğretir ne de onun asıl değerini. Değer diye nitelemek istiyorum çünkü bu kavram gerçekten önemli. Özlemini çekip de bulamadığımız değerlidir; rasgele bulduğumuz belki değerlidir. Peki sıkıntı çekerek, acıyı sonuna kadar hissederek bulduğumuz nasıldır acaba? İşte bizi tamamlayan budur: O, çok değerlidir! Hemen sonuca ulaşmayı sevmem. Her zaman istisna olduğunu, durum dışı hallerin mevcut olduğunu bilirim. Örneğin diyelim ki, tutkuyla olmasa da uzun süre özlemle beklediğimiz bir olay gerçek oldu. Üzerinden bir süre geçti bu vuslat anının, farz edelim. O dönem için değer yüklediğimiz şey sıradanlaşmaya başladı ve biz de bunu hissediyoruz. Bir değişim söz konusu fakat elde edilen şey değer kaybeder mi? Zaman, ne kadar acımasız gibi görünse de adildir. Acımasız olan, gerçekte, zihindir. Çünkü çelişkiyi sevmez. Zaman sınırları çoktan belirlemiştir; fakat zihin inkarcıdır. Zamanında değerli gördüğünü birden başka türlü incelemeye başlar. Bunun nedeni sayısız elbette fakat en önemlisi hayatın bizi karşılaştırma yapmaya zorlaması. O yüzden zihin etkiye açıktır; sürekli değişebilir ve bunu da sürekli inkar etmekte çok ustadır. Yine sebepler çok. Bu zinciri kırmak, yani neden-sonuç ilişkileriyle hayatımızı fazla kurcalamak yerine, zamanı anlamak ve onunla barış yapmak gerekli. Zaman isteklerimizi vermiyorsa hain değildir. Zaman isteklerimizi verdiğinde de o kadar masum olmayacaktır. Sadece sınırları bellidir. Peki biz ne yapacağız? O sınırları zihnimizle genişleteceğiz zamana meydan okuyarak. Bu, anlaşmayı bozmak değil bilakis var olan anlaşmayı uygulanır hale getirmek! “Bir kişi gelmeyecek, sen bir olasın diye”…Şair, bu dizeleri zamanla iyi anlaştığı anda yazmış olmalı. Sonuna dek haklı! Bir olmak karşılaştırmanın durması demek, karşılaştırma durunca ‘değer’ anlam kazanır, değerin bilinmesi sıradanlık hissini azaltır ve sonunda zaman istediğimizi verir. Zaten o buna hep hazırdır ama bekliyor. Bekliyor ki zihinler daha uyumlu olsun; inkarcı ve inatçı olmasın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder