Uyku tutmadı. Gün içinde yaşadıklarımı düşünürken hepten kaçtı. Aslında bir düşünceye uzun süre odaklanmamayı öğrendim. Bu şekilde hem gereksiz detaylardan soyutlandım hem de açık bir zihinle düşünür oldum. Bazıları diyor ki ‘uzaksın’. Uzak olduğum doğru, ama nasıl bir mesafe bu? Tartışılır. Eminim insanlar beni yine çok tartışıyor. Fark eden tek şey bunu açıkça ifade etmiyorlar yani dedikodu yapıyorlar. Kendini beğenmiş, bencil, burnu havada diyen de vardır; tuhaf, içe-kapanık, sinsi diyen de…Açıkçası onların beni nasıl tanıdığını artık pek önemsemiyorum. Öyle günler oldu ki sırf bu düşünce sebebiyle huzursuz zamanlar geçirdim. Gereğinden fazla gönlümü yordum. Şimdi tek isteğim rahatsız edici davranış ve sözleri en az hasarla atlatabilmek. Bunlar olacak diyorum; mecburen işiteceğim. Fakat zaman akıyor. İnsanlar da akıyor; olduğu yerde durmuyor. Ben hep şöyle düşünüyorum: Gün gelecek gitmiş olacağım; konuşulacak tek konu şu anda bile sadece ben değilim. Ben başkasının merkezi değilim bir kere. Herkes dünyanın kendi etrafında döndüğünü zannettiği için alınganlık vb. duygular geliştirebilir farkında olmadan. Zamanında bu duyguları çok yoğun yaşadım. Sanki herkes ve her şey benimle ilgileniyordu; beni konuşuyordu ya da eleştiriyordu. Kendime güvenim olmadığından değil biraz korku biraz kuralların dışında kalma kaygısı diyelim. Farklı düşüncelere sahip kişilerden biriyim. Bu sebeple çoğu zaman kabul görmeyeceğimi düşünürüm. Fikirlerimi açıkça belirtmek istesem de bunu her zaman başaramam. Korkularımı zamanla aşsam da kaygılarım hala duruyor, yazık ki. Eleştiriden kaçmıyorum fakat bunun dozunu kaçıran şahsiyetler huzurumu kaçırıp kafamı bulandırınca zafer kazanmış gibi hissediyorlar kendilerini. Daha önce de belirttiğim gibi fikirlerimi açıklamanın bedelini çoğu zaman sorunlu diye tabir edilen kişiliğimle ve sessizliğimle yargılanarak ödedim. Susmak kaçmak değildir ama bunu kimseye anlatamam; anlayanın çıkacağını da zannetmem. Çünkü herkes karşılık vermeyi, bağırıp çağırmayı, su üstüne çıkmayı kişilik ispatı görüyor. Halbuki gelip geçici otoriteler her zaman güç kaybetmeye meyillidir. Zaten bana göre bu tip otorite asla yoktur. Sadece olduğunu zannedenler vardır!
O yüzden susmak kibir değil bilakis erdemdir. Haklı olduğum durumda tabi ki savunacağım kendimi. Ah bir de endişelerimden kurtulsam. Kesinlikle bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyenlerden olmadım fakat öyle görünüyor olabilirim. Sessizliğin pasiflik diye nitelendiği gruplarda bu normaldir. Kendi güvenimi elbet düşünürüm. Endişelerden ötürü korkabilirim. Bunlar pasif bir zihniyet değil, doğal insan tepkileri. Bir kere mizaç meselesi diyorum ben. Konuştukça yoruluyorum; dinlemek bile çoğu zaman gereksiz detaylar varsa beynimi yoruyor. Çünkü hep kelimeler var. Kelimeler ki her zaman engel önüme! Şu anda bile hızla yazıyorum, düşünmeden. Biraz daha düşünsem engeller artacak, biliyorum. Yazmak için çaba sarf etmek işimi zorlaştırıyor, düşüncelerim tıkanıyor, ifade yeteneğimi kaybediyorum.
Bence suskunluğunda konuşmanın da ayrı bedeli var. Böyle bakınca konuya, rahatlıyorum. Her halükarda ırmak akıyor. Hayat değişiyor. Bedeller acıları, acılar endişeleri körüklüyor. Pasif ya da aktif olmamız durumu değiştirmiyor. Çünkü savunma mekanizması her şekilde işliyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder