Sahibi olduğunu düşündüğünüz hiçbir şey size ait değilken nasıl oluyor da bu kadar iddialı yaşıyorsunuz? Otoriter olmak ve kabul görmek sahip olmayı ve ait olmayı gerektirmez. Ne var ki doğumdan ölüme geçen ömrümüzde sahip olmanın tadını çıkarmak istiyoruz. İnsanoğlu bir yandan ait olmak istiyor öte yandan sahiplenmek. Tezat gibi görünse de bu iki duygu gerçekten yaşanırsa güven hissini de beraberinde getirir. Peki güven ihtiyacı neden kaynaklanır? Çocukluğumuzdan beri içimize yerleşmiş olan korku, sebepsiz bile olsa, güven duygusuyla azalmış olur. Aslında hep korkuyu bastırmak ya da birazcık cesaret kazanmak için destek arar dururuz. Grup içinde çalışırız; insanlara güven vererek güven kazanmak isteriz; gönüllü olarak ait oluruz, belki bir fikre, bir insana ya da maddeye; sevdiğimizi korumak isteriz; değerlerimizin zarar görmemesi için fedakarlık yaparız; kısaca bir ömür çırpınmakla geçer. Tüm bunları yaparken aslında tek bir içgüdü var: korkuyu bastırmak, unutmak, hiç yokmuş gibi davranmak…Ölüm korkusu temelli bile olsa asıl korkumuz yok olmak, zarar görmek, ya da reddedilmek. Güven yoksa güvenlik de yok; sahip değilsen ait de değilsin; reddedilmişsen istenmezsin veya fedakarsan hak edersin; vb. örnekleri çoğaltabiliriz. Her davranışımız karşılıklı. Her fikrimiz sahipli!
Zamana takılıp kalmak böyle bir şey olsa gerek. Şu anda bana ait olan her zaman benim olacakmış gibi…Güvendiğim ve dayandığım olmasa bir hiçmişim gibi. Bir hiç olmak büyük bir korku sebebiymiş gibi. Her neyse, aldığımız soluk bile sayılıyken neden bu korkuları aşamayız bilmiyorum. Ama yaşıyoruz, hala nefes alıyoruz, bu kurallara uymak lazım derseniz anlarım; anlamadığım şu: ait olmak o kadar da güven verici bir şey değil! Fanatik bir ruh hali tutkularıyla kendini yok eder. Bu benim fikrim.
Nasıl ki bir anne bütünüyle kabul eder yavrusunu hayat da öyledir. Çirkin bile olsanız hayatın gözünde güzelleşeceksiniz. İlla ki beğenilmek gerekmez. Buna rağmen, ne çocuk anneye aittir; ne de siz hayata aitsiniz. Birlikte var oluşunuz belki bir dönem için; ya sonra?
Her şeyin eskisi gibi olduğunu düşünenler büyük yanılgı içindeler. Küçük bir çocuk büyüdüğünde geriye dönüp bakacak ve yaşadığı anı o zaman dilimi içinde değerlendirecek, belki annesi olmadan! Bugün geçmişe baktığımda annemi, kendimi ve tüm ailemi farklı görüyorum; farklı değerlendiriyorum. Şimdi bakıyorum aileme, bulamıyorum! O halde ne anlamı vardı geçmişin? O kadar sıkıntının, çabanın ve aşırı duyguların ne anlamı kaldı bugüne? Gelecekte neyi hatırlayıp neyi unutacağım, belli mi? Günlerimizi sahip olduğumuzu zannederek geçirebiliriz. Kısa süreliğine de olsa rahatlarız. Güven duygusuyla tatmin oluruz. Peki gerçekten ait miyiz sahip olduklarımıza? Kendi adıma konuşuyorum, istemediğim halde ait oluyorsam bu beni bunaltır, sadece görüntüde yaşamak ise beni ben olmaktan çıkartır. İspat edeceğim hiçbir şey olmasın. Çok daha rahat olurum o zaman. İki taraflı güven duygusu olmadıktan sonra her şey yalan, hikayeden ibaret.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder