21 Eylül 2012 Cuma

Sahilden Uzaklaştıkça

Başkalarını eleştirirken aynı hataya düştüğümü fark ettim. Kendi değerimizin başkalarına verdiğimiz değerle orantılı olduğunu bildiğim halde alınır satılır bir kısır döngüden kurtulamadığımı gördüm.Buna sebep günümüzün ticari ve bir o kadar kurnaz zihniyetleri olabilir. Belki her şeyin, en güzel hislerin bile karşılıklı olduğu gerçeği ve her halükarda bu karşılığın duygusal borçlara bile yansıması... Kahretsin ki duygularıma söz geçiremiyorum bazen; ya gerçekten sevemediğimden ya da sevme cesaretimi kaybetmiş olmaktan…Kimi zaman karşı tarafa verdiğim değer bir boyun eğme sembolü; kimi zaman aynı değer sonsuz bir uyanışın simgesi haline gelebilecekken kapıları son anda kapatmış halde buluyorum kendimi. Evet, gerçekten korkuyorum. Bir insanı anlama çabası göstermekten dahi korkar hale geldim. Neden böyle oldu? Kendimizi geçmişten arındırıp defalarca tövbe etsek; acıları yok sayıp yeniden keşfetsek dünyayı? Mümkün mü bu alınır satılır sevgiler diyarında? Ah geçmiş, ardımızda derinleşen yaralar…Gittikçe uzaklaştığımız, uzaklaştıkça unuttuğumuz güzelim sahiller…Açıldıkça cesaretimiz artacağı yerde korkaklaşıyoruz. Yoksa, yoksa cesareti mi yanlış tanıdık?
Keşkeler vardır hep. Bunlardan ders almak, ve ilerisini buna göre şekillendirmek en doğrusudur. Fakat bir insanı tam olarak anlamak, bunu gerçekten istemek büyük bir cesaret gerektiriyor artık. Çoğu zaman fatura dürüst olana çıkınca yalancılar güç kazanıyor. Bu demek değil ki yalancılar hep kazanıyor. Onlar da kendi yalanlarını başka sahte reçetelerde geri alıyorlar sonunda. Kısır döngü böylece devam ediyor. Bu çarkı durdurabilmek kısa bir zaman da olsa mümkün. İmkansız olan çarkın dişlilerini kırmak! İntikam ve maddi hırslar, maddenin verdiği sanal güç ve ona duyulan özlem, bazen hak edilmemiş hayal kırıklığı, bu şekilde sahte değerlerin prim yapması ve sonunda gerçek değerlere karşı azalan inanç! İnsanlara fikirlerimi söyleyince kompleksli damgası yeme riskini göze aldım. Sorunlu dediklerinde asıl aynayı kendilerine tutmalarını söyledim. Sadece konuştuğum için fazlaca değer vermiş oldum. Bu sayede değer kaybetmiş oldum. Yazık ki durum bu… Eksikler bir taraftan telafi ediliyor başka değerlere sataşınca. İnkar edip haklıyı oynarsan durumu idare etmiş olursun. Hata varsa da üstünü ört ki kokusu çıkmasın derler. İnsan ne kadar yücelir başkasını karalarsa? Kimin gözünde itibarı artar ve kendini neden ispatlamak durumundadır hep? Sinirlendiğim durumlarda böyle insanlara karşılık vermekten kendimi alamıyorum. Sonra ne yaptım ben desem de geç oluyor. O kişiye verdiğim cevap bile fazlaydı aslında diyorum. Suskunluğun en iyi cevap olduğunu bildiğim halde patlıyorum hırsımdan. Çünkü ben de haklılardanım! Ama kusur kapatmak için değil asabi cevaplarım. Bilakis tahrik edildikçe doğruları konuşma cesaretim artıyor. Bu etkiler olmasa belki doğru fikirler hiç duyulmayacak. Kesin doğru yoktur elbet ama ahlaki olana yakın mesele vardır. Bu da ayrı tartışma konusu olur kişiler açısından. Ahlak deyince akan sular duruyor günümüzde! Karşı tarafı sinirlendirip amaçtan saptırmak ve duygular üzerine kumar oynamak çok haince. Hem de bunları ahlak adına yapıyor gösterip kurallar kılıfına uydurmak büyük bir plan. Normal şartlarda akıl çerçevesinde kabul edilir cümleler duygusal bunalımda anlam değiştirip kırıcı,yaralayıcı ve büsbütün kasıtlı hale getiriliyor. Ve yine normal şartlarda kızgınlık yaratmayacak durumlar kasıt hissedildiğinde amacından uzaklaşıyor. Çatışma yine bitmiyor. İlişkiler değişse, ortamlar ve insanlar uzlaşsa bile duygular değişmiyor. Sabır önemli bir faktör. Göstermelik bir uzlaşma bile sabrın alasını gerektirir böyle zor anlarda. Gerçek huzur doğru yerde doğru tepkileri verebilmektir. Bunu halen başarabilmiş değilim. Eleştirdiğim kişiler gibi olmak bana acı veriyor. Kişi aynaya bakınca merkezi yani önce kendi aksini seçmeli.Bu yüzden, ölçüp tartıyorum kendimi; ama karşılaştırma yapmadan.Yargılıyorum hatalarımı ama ümitsizliğe düşmeden. Karşı tarafı önyargılardan uzak görmeye çalışsam da ahlaki kılıflar ve imalar bezdiriyor gönlümü. Cesaretim kırılıyor. Güzel duyguları yaşamak için ispat çabası gerekiyorsa bu çok yorucu. Bu kadar büyük sabrım yok benim. İmaları anlayacak yüzlerim de yok. İlla ki sevilmek istiyorsam pek tabi sevmek zorundayım. Bunu bilemeyecek kadar aptal değilim! Peki ya kırılan cesaretim? Bu kadar insan, kişiliğini öyle ya da böyle yüceltirken, ve hatasını sumen altı edip pişkinlik yaparken ne kadar dürüst olunabilir ve ne kadar açık yürekli? Doğrular bilinir; uygulamak mangal gibi yürek ister. Korkusuz, sonuna kadar açık, sabretmeyi erdem bilen, duygusal galeyana gelmeyen ruhlar ister… Arınmış ruhlar gölge gibidir asla aslını geçmez.        

Hiç yorum yok: