9 Eylül 2012 Pazar

Övgü ve Yergi

Övgü almak güzel bir histir. Kendini iyi hissetmenin ötesinde sosyal kabul görmenin de belirtisi olabilir. İhtiyaç duyulan her ne ise övgünün olumlu etkileri mutlaka vardır. Niyet önemlidir fakat sonuç daha önemlidir! Üstelik bir insanı, düşünceyi, davranışı övmek doğrudan parasal bir mevzu değildir; yani bedavadır. Niyet güzelse davranışı pekiştirmek için olumlu bir süreç söz konusudur. Örneğin bir çocuğun yardımseverlik duygusunu pekiştirmek bu davranışın kalıcı olmasını sağlayabilir. Genel olarak övgü doğru ve haklı bir şekilde bilinçli olarak yapılıyorsa faydalıdır. Birey ve toplum bu anlamda birbirine destek çıkmayı öğrenebilir; öğretebilir. Özellikle yetişkinliğe adım atmak üzere olan bir ergen için hayati öneme sahiptir. Öte yandan şartlar dahilinde çıkar amaçlı bir övgü, alınır satılır bir olgudur. Tıpkı tüm diğer güzel davranışların ve hislerin kandırma amaçlı kullanılması gibi…Niyet övgü karşılığında övgü almaksa ya da işimizi kolaylaştırmaksa toplumsal kabul bir anda bireysel yanılgıya dönüşebilir. Bu durumda en sert eleştiri kabulümdür; yani eleştirileceğim yerde pohpohlanıyorsam durup düşünmem lazım, değil mi? Çok defa birilerini kırmamak için ikiyüzlü davranırız. Kötü bir niyet yoktur elbette. Karşı tarafı yersek de göklere çıkarsak da durum değişmez halbuki. Fakat bazı ciddi durumlarda hem eleştiri hem övgü, yanıltmak ve yanlış yola sevk etmek için kullanılıyorsa insan ilişkileri açısından kötü sonuçlara sebebiyet verebilir. Özellikle asıl düşüncelerini saklamak için övgüyü abartanlar yaptıkları eleştirilerde de güvenilmez olanlardır. Bu tip durumlar açıkça ifade bulmadığı gibi dürüst insanları da zedeler. Kimin haklı kimin tarafsız ya da kimin taktik ustası olduğunu bilmek aynı bakış açısını gerektirir. Bu yüzden değil midir onurlu insanların kalabalıklarda seslerinin bastırılması? Her ne kadar haklı da olsanız fikrinizi açıkça ifade etmek şaşırtmaca olarak algılanabilir. Ezici çoğunluğun yağcıları doğru söyleyenleri dokuz köyden kovdurur. Çark yine işler; dünya döner; bakmışsınız ayaklar baş olmuş! Övgü ve yerginin öyle güçlü bir etkisi vardır ki kurnazca yaşayanlar sadece bu yolla isteklerini gerçekleştirir; en rezil durumları en yüce duygular gibi satarlar. Bu duyguları satın alanlara ne demeli? Kabul gördüğü için fikrini pazarlayanlara, eleştirildiği için karşı saldırıya geçenlere, sevildiği için duygu sömürüsü yapanlara, istenmediği için çamur atanlara, ne desek acaba? Öyle bir anı yaşar ki insan ne kabul görsün ne de eleştirilsin, kendini tanır. Tevazu içinde yücelir; aldığı eleştiriyi değerlendirir. Biz tek başımıza ne kötüyüz ne iyiyiz. Eleştiri de övgü de yaptığımız işe göre yerini bulacaktır. Ani tepkiler silahı düşünmeden ateşlemeye benzer. Giden geri gelmez halbuki. Düşündüğümüz doğru bile olsa bunu kanıtlamak tek bir sözle, geçici bir duyguyla, ya da insanları yönlendirmekle olmayacaktır. Geçici çözümler üretmek zayıf fikirlere mahsustur; zayıf fikirler var olmaya çalıştıkça batacaktır. O yüzden iltifatları da taşları da süreç içinde görmek gerekir. Neden diye sormak; sebepleri araştırmak ve biraz beklemek lazım ki bu süre içerisinde kendimizi objektif olarak görelim. Eğer tatlı sözler ruhumuzu okşuyorsa, yada atılan taşlar büyük yaralar açıyorsa kasıt vardır…ve belki güçsüz bir ruhaniyet…belki kaçınılmaz bir rehavet hali…İnsan olarak gruplardan kaçamayız bir kere; bunu anlatmıştım. Gruba göre niyetleri görmek tecrübe gerektirir. Fakat tecrübesiz bile olsak asıl niyetimizi, yani sadece kendi niyetimizi mutlaka biliriz. Bu bile önemli bir adımdır. Kişi kendini fark edecek ki dünyayı da öyle görsün. Övdüğünüz ve eleştirdiğiniz kişilere ve davranışlara bir bakın, dikkatle inceleyin onları. Ya kendinizi bulacaksınız ya da tamamıyla kaybedeceksiniz.
Övgüyle yergi arasında çok ince bir sınır var, değil mi? Neredeyse aynı, bütünüyle farklı!

Hiç yorum yok: