Şu an koca bir lokantada oturuyorum. Önüme yemek gelecek ama ne istersin diye sormadılar bile. Tuhaf bir durum. Bu lokantada garsonlar olmalı diye düşünürken yanıma biri yaklaşıyor. ‘Ne istersin?’ diye soruyor. Tamam diyorum; istediğim yemek gelecek şimdi. Özenle anlatıyorum isteklerimi. Bir süre bekledikten sonra tabakların neredeyse boş olarak geldiğini görüyorum. Masadan aç kalkarken elimdeki yüklü hesaba bakıyorum. Hiç ses çıkarmadan gidip ödüyorum. Bu bir rüya değil. Bizzat içinde bulunduğum durum. Ne açım ne de tok. Ama kızıyorum kendime. Bana sunulan her şeyi olduğu gibi kabul ediyorum. Doğrusu bu diyorlar hep; tamahkar olma. Evet, haklılar. Fazla hırslı olmak ve ulaşılamayacak hedefler koymak bana göre değil. Fakat her günümü sonsuz bir boşlukta çırpınarak geçirmek de bir o kadar üzücü. Şikayet edecek hiçbir şey yok. Yaşarken acı çekmeden, sıkıntı hissetmeden, belalardan uzak durarak çırpındığımı bilmek bana zor geliyor. Bu ne demek peki? Suya sabuna dokunmuyorum ve uzun bir süre dokunmayı düşünmüyorum demek! Bu istek bana ait değildi ilk başta, zamanla bu hale getirildim. Kendi kararları olan, tek başına ayakta duran biriyim. Buna rağmen yaşadığım hayatı olduğu gibi kabullenmek lokantadan yüklü hesapla çıkmak gibi bir şey bence, hem de hiçbir şey yemeden! Nasibimin peşinde koşacak cesaret olmadan nasıl göze alırım ‘ben’ olmayı? Suya sabuna dokunmayıp korunmak için ve bir köşede hayatı izlemek için mi onca çaba sarf ettim ben? Madem bedel ödeyeceğim iyi kötü davranışlarımın bedelini ödeyeyim. Boş oturup, o harika boş zamanlarda gençliğimi seyrederek değil. Bilinmeyen ortamlar tehlikedir. Bu, doğru. Peki ben nereye kadar bilinmeyeni izleyeceğim? Sürekli merak ederek, belki böylesi daha iyi olur ihtimaliyle günleri saymak ve neredeyse yılın 300 günü boşlukta sallanmak beni çok yıpratacak. Nefes alışımın bedeli bu sıradan hayata katlanmak. Gidişimin ve belki de tehlikenin kucağına atlamanın bedeli de kendi benliğim olacak. Ya batacağım ya da çıkacağım. Böyle kesin çizgiler olmasa da bu şekilde algılanıyor dışarıdan.
Günleri pervasızca sayarak değil bizzat yaşayarak, o günün içinde kendimi anlatarak geçirmek isterim. Belki yine çalışmamın karşılığını alamayacağım; yada huzursuz olacağım, zamanlar beni hapsedecek yine. Olsun; ben sorumluyum derim. Kötüyü de ben yaşadım; iyiyi de ben yaşamalıyım. Anlattıklarımı kimse dinlemese de ben konuşacağım. Sessizce köşeme çekilip hesabı ödeyerek değil lokantayı inceleyerek başlarım işe. Bir bakıma alternatif yerler ve zamanlar bulurum kendime. Sadece o lokantada değil başka yerde karnımı doyururum. Yaşadığım dar mekanlarda sorgulama hakkım bile yok. Geniş zamanlar lazım bana…Riskleri göze alıp hayata dalsam neleri kaybedeceğimin hesabını yapacak olsam elbette cesaretim kırılır. Hep kazanacak değilim, bunu çok iyi biliyorum. Birilerinin kafama kazır gibi hatırlatmasına da gerek yok. Fakat bir yerden ulaşacağım isteklerime. İçimde bir his hareket zamanının çok yakın olduğunu söylüyor. Zaman gösterecek.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder