19 Eylül 2012 Çarşamba

Merhamet Boğar

Nedense, hayatta bir müddet beraber yürüdüğümüz insanların başına bir felaket geldiğini, herhangi bir sıkıntıya düştüklerini görünce bu belaları kendi başımızdan savmış gibi ferahlık duyar ve o zavallılara, sanki bize de gelebilecek belaları kendi üstlerine çektikleri için, alaka ve merhamet göstermek isteriz..
                                                                            Sabahattin Ali- Kürk Mantolu Madonna

Henüz bu kitabı okumadım. Fakat 15. sf’ daki bu cümleyi görünce öylece kaldım. Bilinçli ya da bilinçsiz kendi ruhumda ve davranışlarımda da gördüğüm sarsıcı bir gerçek miydi bu? Belki de yüzleşmekten korktuğum? Hep başka insanlarda gördüğüm ve kınayarak kendimden uzaklaştırmak istediğim bir duygu mu? Her ne ise bu duygu, bu cümleyi okuduktan sonra tokat yemiş gibi oldum. Kendi yakınlarımı, görüştüğüm kişileri ve bir süre sonra kendi niyetlerimi düşünmeye başladım. Yani kısaca dışarıdan içeriye döndüm. Bazen aynı hatayı bilinçsizce tekrarladığımı gördüm. Gerçekten de başkasının sıkıntısı bizim için bir ferahlama olabilir mi? Bu, gizliden gizliye bir sevinç kaynağı mı? İnsanın en derin benliği bu kadar çaresiz ve zavallı mı? Tüm sorular aklımda dönerken, o çok beğendiğim özelliğim, merhametli oluşum acaba en kötü özelliğim mi diye düşünmeye başladım. Neden merhametliyim, hükmetmek için mi, kendimi öyle göstermek için mi, iyilik yaparak Tanrı’ya sevgili kulu olduğumu kanıtlamak için mi, yoksa gerçekten bunu içimde hissettiğim için mi? Yani herhangi bir duygumun en derin kaynağına, sebebine inerken üşüdüğümü fark ediyorum. Bazen kendi samimiyetsizliğim yüzüme çarpıyor. Sonra cevaplar birbirine karışıyor. İnkarla ‘Ben bu kadar kötü olamam!’ diye haykırıyorum. Bir an geliyor, sakinleşiyorum. Daha sakin düşünmem gerektiğini biliyorum. Her insan gibi benim de sıkıntılarım var. Bu sıkıntılar zaman zaman kişiliğimde rahatsız edici şekilde ortaya çıkmıştır. Bunu inkar edemem. Bazen fevri davranışlarım hiç olmadığım şekilde görünmeme sebep olmuştur. Fakat merhamet içsel bir duygu olarak karşı tarafı değil de kendimizi rahatlatma çabası mıdır? Başkasının sıkıntı çekmesi ve onunla özdeş olup ona yardım etmemiz bir nevi kutlamadır demek oluyor bu! “Yaşasın,ben bu beladan muafım, bak daha beterleri varmış, şükret haline..” vb vecizeler toplumda sıkça duyduğumuz patavatsız sözler iken acaba diyorum, ben de mi böyle hissediyorum? Görüntüdeki merhamet bir kutlamaysa, ama dışarıya hüzün olarak vuruyorsa ne derece doğrudur teselli? Teselli dediğimiz nedir ki; birkaç kuru laf belki birkaç damla gözyaşı..Arkasında büyük ferahlama! Felakete uğrayan zavallı konumunda ya biz de yüksek desteğimizi eksik etmeyiz. Bu arada içten içe keyiflenir, durumları aynılaştırmaya çalışarak kendi insanlığımıza pay çıkartırız. Merhamet, hükmetmeye başladığında insan uzaklaşır kendinden. İyice insafsızlaşır bilmeden. An gelir merhameti boğar insanı; hem kendini hem de acıdığı kişiyi. Sevgi, nasıl otorite aracı olabiliyorsa buna benzer samimi duygular dışa yansıtıldığı şekilde hissedilmiyor olabilir. O zaman neyi paylaşıyoruz biz? Hangi sevgiyi, hangi merhameti, hangi güzelliği paylaşıyoruz? Hiç durmadan hesap yapan egomuz bir an olsun arkaya geçmiyor. Kalbimizin en hassas noktasında yine faydacılığını gösteriyor ego..İyiliği bile ekonomik hale getirip pazarlıyor. En iyi şekilde pazarlanan merhamet yılın iyiliği seçiliyor. Bu kandırmacayı her gün yaşıyoruz; bir de üstüne övgüler düzüyoruz. İçimizden şükrediyoruz hep, Allah’ın sevgili kullarıyız diye!!!

Hiç yorum yok: