Endişe ve beraberinde getirdiği tedirginlik en tehlikeli duygulardan biri. Acaba başıma kötü bir şey gelirse ne yaparım? Keşke öyle konuşmasaydım! Daha dikkatli olsaydım böyle olmazdı! Ya gelmezse, ya olmazsa, ve daha birçok gereksiz soru beynimizi kemirirken yapılacak tek şey bu saplantılardan kurtulmak. Ama nasıl? Birinci ve en önemli şart beyni meşgul etmek, yani bir iş sahibi olmak. Gerek fiziksel gerek ruhsal olarak meşgul olabiliyorsak bu tür düşünceler gelip geçer. Fakat an gelir gereksiz diye bildiğimiz sorular hayatın merkezi oluverir. Ölüm korkusunu her an yaşamayız. Küçük korkular ve endişeler de böyledir. Her dakika onları düşünmeyiz. Stresli günler ve dakikalar bazen gereklidir, çünkü ufak detayların üstesinden gelmenin tek yolu biraz stres altında çalışmaktır. Bu şekilde ufak şeylerin önemsiz olduğunu daha iyi anlayabiliriz. Kötü şeyler olacaksa olduğunda üzülmek daha doğru. Ortada bir durum yokken, yoktan sorun yaratan bir kişilik hiçbir zaman rahat olamaz. Sürekli acaba demek normal şartlar altında sıkıntı vericidir. Tereddüt içinde olmak ayrı şey endişeleri korkuya dönüştürmek ayrı şey. İçinde bulunduğumuz ortam ya da şartlar olumsuz olsa dahi bunları olası bir felaketin habercisi olarak görmek hastalıklı bir durum. Olasılıklar elbette var olacak; fakat gerçekleşme aşamasında her şey sonuca ulaşmaz. Bunu bilen bir zihin kuruntuları bırakıp yaşadığı anı fark etmeli. Çok kolay olmasa da sıkıntılar korkuya dönüşmeden kendini oyalama yolları bulmalı. Boş bir zihin iyidir, dinlenmeyi bilir; ama boş bir hayat…felaketin ta kendisidir…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder