Neredeyse bütün dizilerde farklı senaryolarda aynı konu işleniyor: Bir erkeğin gönlünü kazanmak için türlü çabalara giren, bunun için kendini, düşüncelerini ve hatta hayatını feda etmeye hazır kadın rolü ağır basıyor. Hiç bir erkek kadın için bu çabaların onda birini göstermiyor çünkü kadın hep ispat kulvarında çırpınıyor. Erkeğin sarsılmaz değerleri var ve kadın bu yönde kendini değiştirirse kıymet kazanacak onun gözünde. Gerçek hayatta da bunun örneklerine rastlamıyor değiliz. Erkeğin kalbine giden yol bahsi, yuvanın dişi kuşla anlam kazanması vs kadının asli görevlerini çoktan belirlemiş. Elbette kadınlar arasında bir savaş başlıyor. sabit duran bir erkek ve çevresinde pervane kadınlar! Hepsi üstün nitelikleriyle bir adım öne geçmeye çalışıyor bu yarışta. Bunu yaparken de hemcinsini türlü şartlarda mağlup edebilmek için hilelere başvuruyor. Kadının birbirini desteklemesi bu şartlarda çok zor. En başta kendi değerini başka bir hayata endekslemiş. O hayat onu değiştirecek ve sonsuza dek mutlu olacak. Toplumun yazılı olmayan kuralları beynini istila etmiş, atmaya kalksa aşağılanacak, satmaya kalksa üzülecek. Böyleyken böyle kadının durumu..
Kadın hiçbir zaman birey olacak güce erişmedi, eriştiğinde bile alaşağı edilmeye çalışıldı. Onu hep başkaları şekillendirdi, hamur kıvamında önce anne babasının elinden daha sonra kocasının eliyle şekil buldu. Ömrünün sonuna geldiğinde çocuklarının hayatlarıyla tatmin olmaya çalıştı. Ama kadın hiçbir zaman KENDİSİ olmadı. Bu yüzden şeytan bile dediler ona. Kendisi olduğu durumlarda ikiyüzlü olmadığı için suçlandı. Ondan beklenen rolleri hakkıyla yerine getirmiş olmalıydı. Yaptığı rolü sindirmek zorundaydı. Tecavüze uğradı, sindi. Dövüldü, utandı. Hakarete uğradı, sakladı. Bütün hayatı gizlenmekle geçti kadının..Bu durumun tek sorumlusu erkekler mi? Elbette hayır! Onlar sadece mantıklı, akıllarıyla hareket edebilecek şımarıklığı öğrenmişler. akıl ve şımarıklık yan yana gelmez gibi görünse de onlarda alışıldık bir tutum. Kadının şımarıklığı mazallah kötü sonuçlara sebeptir, onlar hayat boyu kalp gözüyle yaşamalı, bu yüzden asıl gözlerini yani akıllarını dış etkenlere kapamalı! Duygularıyla yol alırken aklın sinsi söylemlerine aldırış etmesinler, ve hep mağdur olsunlar...Çünkü sadece bu yolla korunup kollanacak varlık haliyle erkekten saygı görebilirler. Evet, aynen böyle..Hanımefendilikleri bile bir erkeğin eşi olmalarına bağlıyken ne bekliyoruz bu kadınlardan? Gururun altın kafesinde mutlu olanlar var ve bir anlık da olsa o kafesten kafasını uzatanlar her şeyin farkında..sadece hala korku içindeler...yarınların ve toplumun saldığı iflah olmaz, elini kolunu bağlayan derin bir korku..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder