17 Eylül 2012 Pazartesi

İradenin İdaresi

Ne yaratsam ve ne kadar sevsem az. Sonunda ona ve sevgime düşman olmaya mecburum, iradem böyle ister!               NIETZSCHE- Böyle Buyurdu Zerdüşt

İradenin tanımını yapmak oldukça zor. Sadece düşündüğüm ve anlayabildiğim kadarıyla tanımlamaya çalışırken Nietzsche’nin irade konusunda yazdıklarını okudum. Birden zihnimde oluşan şekillere ve daha önce edindiğim yanlış algılara takıldım. Neden bu kadar şartlanmış bir beyine sahibim derken şartlanmanın kendimden kaynaklandığını anladım. Bizzat bu engelleyici his ve fikirler belli bir program ve kayıt oluşturmuş zihnimde. Zamanla belleğe kaydettiğim bilgiler ve aslında hiç de benimsemediğim fikirler bir bakmışım dostum olmuş! Sürüye dahil olmak gibi bir derdim hiç olmadı. Buna rağmen zorunlu olarak uyguladığım her şey sanki irademi ve onu kontrol gücümü sınırlamış. Daha doğrusu irade zannettiğim otokontrol halleri tecrübelerin kaydedilmesinden öteye gitmemiş. Yorum yapmadan, sadece mantıklı olarak düşünmüşüm olan biteni. Şu sonuca vardım sanırım: İrade, şartlanmış değerlerin en uygun şekilde insan ruhunda içselleştirilmesi! Bu kadar dar kapsamlı olmayan irade, toplumsal değerlerin koşulsuz şartsız kabul edildiği durumlarda kişiye ait bir mekanizma olmaktan öte grubun elinde ‘idare’ edilen bir irade oluyor. Bu konu fazlasıyla uzun; daha sonra, bireysel iradenin engelli yollarını aştıktan sonra anlatabileceğim ciddi bir mesele.
Nietzsche’nin tanımı bu anlamda yol gösterici. İntikam, ihtiras ve her çeşit bölünmüş duyguyu da içinde barındırır irade. Salt dayanma ya da sabretme ölçütünde ele alınırsa bir adım öteye gidilmez. Önce iradenin bireyin özüyle ve kendi benliğiyle ilgili bir soyut kavram olduğunu belirtmekte fayda var. Düşünmek, yorum yapmak, sorgulamak ve konuşmanın birleştiği zamanlarda, çoğu zaman da hislerin kontrol ettiği, değişken, anlaşılmaz ve bir o kadar bulanık bir tablo çizer kişisel irade. Özünde zaman kavramı yoktur aslında; geçmiş gelecek ve bugün tek bir noktada birleşir. Önemli ve tartışılır olan bu noktanın ne olduğu, ve bu noktadan sonra cümlenin devam edip etmeyeceği. Daha net açıklamak gerekirse, irade sebep midir, sonuç  mudur, yoksa varlığımızın tamamıyla özgür, zamandan soyutlanmış bir parçası mıdır? Bana kalırsa irade, tam da Nietzsche’nin tanımına yakın sayılabilecek ‘kendiliğinden’ yaratma sürecidir. Zamandan özgür olması bu sebepledir. Bu süreç her ne kadar engelli, engebeli ve tehlikeli olsa da insanı insan yapan, toplumdan bağımsız kılan ve belleğini özgürleştiren bir olguya sahiptir: ‘SEVMEK’. Bu noktada konuyu derinleştirmek mümkün fakat asıl konu olan iradeden sapmamak için detaylar üzerinde durmak istemiyorum. Düşünce zincirini kıran irade, sevmeyi ve birleştirmeyi bildiği kadar düşmanlığı ve bölmeyi de biliyor. Rahatsız edici tarafı iki duyguyu bazen aynı anda yaşatması! İradem geçmişten bağımsız olmayı öğrenemeyebilir; yada geleceğe zoraki bir yön vermek isteyebilir; belki kurallarını uygulatmak istediğinde akıl dışı bir kontrolle ihtiraslarına yenik düşebilir. Tüm bunlar sabır ve dayanıklılık testi değil elbette; tahakküm ve bencillik örneği. Zıt kutuplara tahammül eksikliği. İşte bu yüzden irade kişisel boyutta tanımını bulamazsa toplumsal boyutta felaketleri de beraberinde getiriyor. İrademin intikamı öyle tehlikelidir ki çok sevdiğimden nefret ettirir; nefsime hakim oldukça kendimden uzaklaşabilirim. Belki sigarayı bıraktım; kendimi arındırdım; artık günah işlemediğimi düşünüyorum. Ama iradem sürekli çığlık atıyor içimde “Boşuna uğraşma! Yine en başa döneceksin, en mükemmel olduğun anda inişe geçeceksin, en güzeli bulduğun anda kaybedeceksin, en sevdiğin anda içine kuşku düşecek!” İşte irade böyle der. Kesin olan hiçbir şeyi kabul etmez. Kendi varlığını bile reddeder bazen. Bu yüzden gülen yüzler asılır; huzurlu yürekler endişe duymaya başlar. İrade, zoraki tutkularından ve doğrularından sıyrılmaya çalıştıkça daha da acı çeker; ve en sonunda acı çektirir. Yaparken yıkar; yıktıkça yeniden yapmaya teşvik eder! Bu, öylesine dayanılmaz bir durumdur ki çelik irade, çelik varlığın peşinden koştukça varlık kaybolur. Aslında hiç olmamıştır. Ve aslında var olmamak isteksizlik demek değil mi? Bence iradeyi kontrol etmiyoruz yani nefsimize hakim falan değiliz! Çoğu zaman o bizi kontrol ediyor. Hayatımızdaki en büyük yanılgı bu. Bütün bir ömür zevk ve tutku uğruna savaş veren insanoğlu diyor ki: “İrademin ve sabrımın kuvveti kimsede yok!”. Zevk ve tutkulardan arındığını zanneden de diyor ki: “Ben varım; ve hep var oldum!” İkisine de derim ki: “Hadi oradan..”

Hiç yorum yok: