4 Eylül 2012 Salı

İletişim

Yine her zamanki günlerden biri…Bahar yağmurlarının hüküm sürdüğü son günlerden… Camdan dışarı bakınca ya aylarca silmediğim camları ya da tercihen yağmur damlacıkları üzerine durup düşünüyorum. Bir süre sonra tüm sıkıntılarımın yalnızca bana ait olduğunu ve kimsenin bu sıkıntılarda payı olmadığını anlıyorum. Düşünen yalnızca benim; eğer bir sorun varsa bunu yaratan da benim düşünce şeklim. Bazen kontrolümüz dışında olaylar gelişir. Acaba demekten kendimizi alamayız. Acaba ben mi hatalıydım; acaba yanlış konuşan ve davranan ben miydim; o kişinin hiç mi payı yoktu? Belki vardı; belki yoktu. Sebepler üzerine durumu detaylarıyla incelesek iletişimin ne yönde olduğunu tam olarak anlamayız. Fakat sonuçları her zaman kendi düşüncemiz belirler. Ben bu durumdan daha ne kadar sıkıntı duyacağım? Asıl çözüm bu soruyu sormakla başlıyor. Bir saat, bir gün, bir hafta mı yoksa daha uzun bir süre bunun muhasebesini yapabilir miyim? Yapsam ve sürekli sorgulasam doğru bir sonuca ulaşacak mıyım; ve bu doğru kime göre doğru? Soruların ardı arkası tükenmez. Çünkü sorular hep yeni soruları ve bir o kadar karmaşık cevapları da beraberinde getirir. Kısa yoldan çözüm yoktur. Bunu herkes bilir. Buna rağmen kalıcı çözümler olabilir. Yaşanan her ne olursa olsun varılan noktada önemli olan ne? Önce bunu tespit etmek gerekir. Örneğin kendi adıma bir sorun yaşasam ilk soracağım soru şu olur: Bu olaydan ne anlıyorum? Sıkıntılı bir durum varsa bu sıkıntıya ne kadar süre katlanacağımı kestirmeye çalışırım. Katlanmak diyorum çünkü inkar edilse bile her gün bir şeylere katlanmak durumundayız. Bir de toplum içinde yaşamın gerektirdiği ortamlarda kendimizi zorlanmış hissediyorsak katlanmak bazen çile çekmek halini alabilir. Peki tepki ne olmalı? Kızgınlık duyulan kişi mi olay mı ya da ortada gerçekten kızılacak bir durum var mı bunu bilmeliyiz. Daha sonra bu durum üzerine düşünce kalıplarını oluşturmak gerekir. Mesela bu durum benim için 1 ay sonra üzerinde düşünülecek bir şey mi? Kişiliğimle doğrudan alakalıysa verdiğim tepkinin ölçüsü ne olmalı? Ben saatlerce yorum yapmak yerine ve ruhumdaki enerjiyi bu şekilde harcamak yerine bazı sorunları gözümde büyütmemeye çalışırım. Biliyorum ki bu sanıldığı kadar kolay değil. Bazen hiç sevmediğim roller ve sahneler içinde bulurum kendimi fakat hayati önemi vardır bu rollerin benim hayatımda. Öyle rollerdir ki bunlar riya içermez; yaşadığım alanı kısıtlamaz ve tepkilerimi öfke tufanına dönüştürmez. Kabaran tutkular ve ihtirasları dizginlemek için bir takım rol kalıpları geliştirmek zorundayım. Aksi takdirde yaşadığım ve hissettiğim zorluklar beni ruhen zedeleyecek ve fiziksel olarak güçsüz olacağım. Bunları yaşadım ve hala bazen dış seslere çok fazla kulak verdiğimde ruhumdaki fırtınalar artıyor. Her saniye dengeyi tutturmak için bazen en zor anları yaşamak gerekir. Bazen gururumuz yerle bir olabilir ve gün gelir hiçbir işe yaramadığımızı düşünürüz. Bu duygular her zaman var olacaktır ve insanlar ilişkide bulundukça kaçınılmaz olarak etkileşim olumsuz yönlere de gidecektir. Bu gerçeği kabullendikten sonra üzerimdeki olumsuz etkileri yavaş da olsa analiz etmeye başladım. Çok zamanımı aldı yorum yapmak; uzun saatler geçti kararlarımın üzerinden ve şunu gördüm en sonunda: bizzat kararın kendisi çok yorucu!! Ne yapmalıydım? Hiç mi karar vermeyecektim? Bir gün surat asıp bir gün gülecek miydim değişen ruh hallerime göre? İnsanlara bir tepki verdiğimde hep o an mı var olacaktım onların gözünde? Artık kararlarımı askıya aldım. Ne kadar dengesiz ve tutarsız görünsem de kararsızlık en basit manada çok kötü bir şey değil çünkü beni sürekli düşünmeye ve başarabildiğim ölçüde olumlu düşünmeye teşvik ediyor. Bir insan beni incitse bile kesin karar ve hükümlerle davranış kalıpları oluşturmuyorum. Ya o kişiyi yok sayıyorum ya da açıkça konuşmak ve beni inciten konuyu söylemek istiyorum. Hala bunu yapamadığım ve kin biriktirdiğim durumlar oluyor. Ufacık ve önemsiz konular misilleme yüzünden dağ gibi oluyor. Artık bu işi halletmeliyim. İletişim diye bir kavram varsa bunu ruhumu rahat tutarak başarmak istiyorum. O yüzden çoğu zaman karar anlarında iletişimde de aksaklık olduğunu düşünürüm. Örneğin artık bu kişiyle konuşmayacağım dersem yeri gelir ben sıkıntı çekerim ya da gereksiz yere kaçarım gerçeklerden. Belki bazen kendimden kaçarım ve az önce dediğim yok saymak yöntemi de bir işe yaramaz! Bu konu üzerine söylenecek o kadar çok şey var ki kelimeler bile bazen yetmiyor bana; dil engel olarak çıkıyor karşıma. Bazı fikirlerim oturmuş bile olsa hala çözümleyemediğim konular var elbette; üzerine hala düşündüğüm sıkıntılarım var. Ama bir bakıma yarı yarıya anlıyor gibiyim içinde bulunduğum durumu. Bu bile önemli bir yol kat ettiğimi gösterir. Kalan bölümü ise ilerleyen zaman içinde anlayacağım. Çözümler küçük adımlar gerektirir ve duyarlı bir zihniyet…

Hiç yorum yok: