15 Eylül 2012 Cumartesi

İki tür Savaş Vardır

Ask gelince huzur gider.Siddet, rekabet, kavga ve türlü psikolojik tahriklerde tam sevisecekken savaşmaya başlarsınız ya da bu durumun tam tersi: tam savaş başladı dediğiniz yerde bir bakmışsiniz silahlar inmiş, rekabet bitmiş, tatlı ve sonsuz arzulara boyun eğilmiş. Askın teslimiyet safhası zorlu ve şiddetli anları takip ederken insan kendine sormadan edemez, az önce bağıran ben miydim? Eğer o ben isem su an teslim olan kim? Aklın sormakla bir yere varamadıgi gayet asikar. Özünde bunca çelişkiyi barındıran bir duygu nasıl olur da tüm düşüncelerin önüne gecer ve bizzat yasam gücümüzü artırır? Teslimiyete giden yolların sıkıntılı olması ve o süreçte vücudun biyolojik ritminin karmaşık bir grafik sergilemesi, belki de ani iniş ve çıkışların tecrübe edilmesi şiddeti ve beraberinde getirdiği yasama dürtüsünü kat be kat artırıyor. Bir nevi canlı hissediyoruz kendimizi. Düşük dozda alınan bir ilaç gibi ask. Bağımlılık yaptığında hiç ölmeyecek gibi yasamaya başlıyorsunuz, surekli canlı ve eyleme hazır kalp biraz yavaşladığında paniğe kapılıyor ve bağımlısı olduğu duyguyu bırakmak istemiyor. Tam da burada yavaş bir ölüm gerçekleşiyor. Bu ölüm kimisi için yeni bir benliğin tasarımı olurken dozunu asmış olanlara yıkım getirebiliyor. Askın gelişini kutlayalım elbette, fakat ölçüsuz neşenin kurbanı kendi sonuna gülerek gider ve orada tutkularından bir tuzak bulur kendine. Huzursuz kalbi bu tuzağa isteyerek girer fakat istediğinde çıkamaz. Zamanla kutlamalarda gülen olmaz ve teslimiyet zorlayici hale gelince ıstırap vermeye baslar. Yeni bir savaşın başlangıcıdir bu. Tutkuların alevinden uzak, gitgide soğuyan, insani kendinden soğutan, askın bitisidir bu soğuk savaş..

Hiç yorum yok: