Bedensel ve maddi hırslardan arınmış bir dünya mümkün mü acaba? Bazen öyle bir dünyanın şu anda var olduğunu düşünürüm. Fakat madde en büyük engel; ideal dünyayı algılamasak da var olabilir. Şekil ve sembollerin olmadığı, tutkuların zarar vermediği, paranın alabileceği hiçbir şeyin olmadığı, cinsiyetlerin ve toplumların ayrılmadığı bir dünya…Yaşadığımız tüm sorunlar sözünü ettiğim ayrımlardan kaynaklanıyor. Somut olan her şeyi olduğu gibi görüyoruz. Bilimi baş tacı edip sorgulamadan yaşıyoruz. Evet, bilim vazgeçilmez kaynak ama tek değil! Yani sadece materyalist bir yaklaşım bana göre değil. Yakın gelecekte fizik kurallarını alt üst edecek olayların gerçekleşeceği gün gibi ortada. Herkes her şeye inanacak diye bir kaide yok. Pekala metafizik anlamda ruhun olduğunu kabul etmek zorundayız. Bunun ötesinde varlık meselesi de tartışmaya açık.
En büyük arzum-ve eğer gücüm olsa- yüzlerce yıl ötesine gitmek ve ne olacağına bakmak isterdim. İnsan denen varlığın ne şekilde hüküm süreceğini bilmek fikri bile heyecan verici. Örneğin kanatlanıp uçacak mıyız, uyku sandığımız evren asıl hayatımız mı olacak ya da hiç uyumamak gibi bir lüksümüz olacak mı? Benzeri birçok soru cevap bekliyor bugün bile. Yazık ki ömrümüzün yettiği kadarıyla avunmak ve bu kargaşanın anlamı üzerine çok düşünmemek durumundayız. Yoksa deli derler değil mi? Kargaşayı ve kavgayı olduğu gibi kabul edin! Mümkünse içine dalın! Aman ortada kalmayın, harcarlar vallahi…İşte bu…Bu kadar sığ bir algı şekli beni çılgına çeviriyor. İnsan öyle bir varlık ki kamplaşma olmazsa kendini güçsüz, bir o kadar çaresiz ve kimliksiz hissediyor. Neden hep bir gruba dahil olmak zorundayız? Rahatlık mı, politika mı, var olma çabası mı? Neyse ne; çıkar bazında kafa yorduğumuz kadar insan kimliğimizle uğraşsak bu kadar çatışma yaşanmazdı. Sanırım bu dünyayı maddesel kılan da tüm bu gereksiz uğraşlar. Diyorlar ki yaşıyoruz, mecburuz, yani yaşadığımız zamanı mutlak zaman kabul etmek zorundayız; bunu aşamayız. Hayalimizde binlerce yıl ileride bile olsak bedenimiz değil işte…Acı gerçek bu! Fakat benim anlamadığım neden hapishane tarzı hayatlar oluşturuyoruz kendimize? Evet, beden maddedir, aşılamaz. Buna rağmen bu çaresiz durum hiçbir yaşamı alt üst etmeye ve yok etmeye değmez. Zoraki bir savaş veriyoruz. Önce kendimizle. Neden bu savaşın sebebi olarak dış dünyayı gösteriyoruz peki? İç dünyamızdaki karmaşayı dışa yansıtıp suçlu arıyoruz ve suçlamak için insan üstü bir çaba gösteriyoruz? Bunu kabul edemem ben. Ortada yangın varsa önce kendi içimizde ve ruhumuzda. Bunu fark eden tüm maddeciler korkup reddediyor ruhunu. Başlıyor saldırmaya. Kendi sıkıntısını sataşarak, savaşarak ve çoğu zaman yok ederek gidermeye çalışıyor. Gruplaşma varsa, iş daha basit! Birbirinden güç alan zayıf kişilikler kendi korkusunu bu şekilde yeniyor ve hiç yoktan statü, para ve toplumsal kabul görüyor. Nereden nereye geldim; başladığım yere dönsem yani geleceğin o en güzel zamanlarına? Tüm bu kaygıların olmadığı, şekillerin ve rollerin olmadığı o rahat zamanlara? Eğer böyle bir şey varsa varlığım umarım hisseder, bedenim toprağa karışsa da…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder