3 Eylül 2012 Pazartesi

Bütünde Parça

Televizyonu kapattım. Yazarken en ufak bir ses rahatsız edici. Dinlediğim haberler üzerine yorum yapacak olsam çok şey anlatırdım. Ama hala bireysel düzeyde kalıyorum. Günümüzde yaşanan toplumsal değişimleri ve ne yazık ki sıradanlaşan kavgaları ben de görüyorum, fark ediyorum. Sosyal içerikli kaygıları ve problemleri her duyarlı insan gibi ben de önemsiyorum fakat kendi hayatımla ilgili sorunlar o kadar meşgul ediyor ki zihnimi onları sıradanlaştırabilsem ve biraz da varlık problemine duyarsız olabilsem tıpkı diğer insanlar gibi kendine kayıtsız, topluma duyarlı rollerine soyunan bir kişilik olsam kim bilir ne davalar peşinde koşardım ! Ah bu nasıl bir anlayış ki her daim kendi karakterim üzerine varsayımlarda bulunmaktan hiç çekinmiyorum. Bu konuda bir hayli cesur hissediyorum kendimi. Halbuki çoğu için gereksiz bir şeydir kendini düşünmek, anlamaya çalışmak ve fark etmek…Asıl bahsetmem gereken varlık ve hiçlik paradoksu fakat bir giriş yapmak için yine kendimi kullandım. Genel anlamda toplumla ilgilendiğimi, insanlara yardım etmeyi sevdiğimi söylüyorum. Çünkü biliyorum ki bireysel anlamda var olduğum yer yine toplum. Benim kafamı meşgul eden şu: bir insan kendi dertleriyle baş etmeye çalışırken ve gün boyu yaşadıkları üzerine uzun hesaplara girerken, gerek maddi gerek manevi anlamda sıkıntı içindeyken toplumu ne kadar düzeltebilir, yüceltebilir? Toplumsal adalet üzerine uzun bir konuşma yapılabilir; peki bireysel anlamda en küçük birim olarak hatta en basit duygu olarak kişisel tatmin konusunda kaç kişi konuşmak ister bilmiyorum. Dış dünya için konuşmak ve fikir belirtmek gayet kolay. Belki olmayan durumlar üzerine ahkam kesmek, adil ve ahlaki şartların nasıl oluşacağına dair söylevler sunmak güzel bir şey. Bu tür sunumlar çoğu zaman yönlendirici de olabilir. Ama belli bir kesim için. Mesela her hangi bir adam, kadın, evlat ya da toplumun parçası herhangi bir mekanizma size ideal ailenin nasıl olacağını anlatacaktır. İdeal şartlarda adaletin nasıl işlemesi gerektiğini, ya da statülerin neden önemli olduğunu yaşı küçük bir çocuk dahi bilecektir. Peki aynı sistem parçaları tek tek değerlendirebilir mi? Bu kadar cesur olmayı göze alabilir mi?
Bütünsellik elbette önemli; bunu inkar etmiyorum. Toplum var olacaksa bütün içinde sorunlarını halletmeli. Doğru olanda budur. Fakat doğruyu ararken izlenecek metotlar en az doğrunun kendisi kadar önemlidir. İnsanların başarı düzeyleri ve kavrama kapasiteleri bir bakıma izlediği, öğrendiği, er ya da geç uygulamak zorunda olduğu birtakım yöntemlere bağlıdır. Daha açık anlatmak gerekirse adalet istiyorsak adaletli olmak gerekecek! Bu ne demek? Bireysel yaklaşımlar sanıldığından daha büyük bir öneme sahip demek. Birey toplum içinde tatmin sağlamayıp, arayışlara giriyorsa ve bu arayışta yönlendirmelere açıksa, bilgi birikimi de sınırlıysa ne olacak? Uyuşmuş, sabit fikirli, tatminsiz bireyler adalet, sevgi, ahlak ve düzen konusunda hastalıklı fikirlere sahip olacak. Sonra da kalkıp gerçek budur diye koyun misali insanları güdecekler! Bütünsellik bu anlamda değerini yitirebilir. Genelin gerçeği de yanıltıcı olabilir. Parçalar, örneğin en basit anlamda bir çocuğun kazanma arzusu, çocukken ne derece önemlidir, büyüdüğünde neye dönüşmelidir? Kazanmak için yok etmek mi gerekir; yalan söylemek mi; çalışmak mı; yoksa sabırla beklemek mi? İşte sizi seçenekler…Yorum ve izlenecek yöntem, olası sonuçlar ne olacak? Kime bağlı olacak? Yaşanan süreç, bireysel kazanımlar ve bir o kadar da toplumsal değerler üzerine önemli sonuçlar doğurur. Küçük bir örnek, en başta atılan küçük bir adım ciddi kayıplar ve ciddi kazanımlar meydana getirir. İşte parçanın önemi buradan gelir.   

Hiç yorum yok: