ÇAĞRIŞIMLAR
Çok küçük bir yalanı
Çok büyük bir orantıda
Dinlediniz mi..
Çok büyük bir yalanı
Çok yalın bir doğrultuda
Söylediniz mi..
Gecikmiş bir gizlemi,
Birikmiş bir özlemi
Sakladınız mı..
Gelmeyecek bir gideni,
Olmayacak bir nedeni
Beklediniz mi..
Bir gerçeği erken,
Bir açlığı tokken
Anladınız mı..
Hep mi hep ölecekmiş gibi,
Hiç mi hiç ölmeyecekmiş gibi
Yaşadınız mı..
Yalanı sürmeye sürmeye,
Yanlışı görmeye görmeye
Saklandınız mı..
Doğruluğun yönünde,
Doğruların önünde
Aklandınız mı..
Ortamsız bir yaşamda,
Yaşamsız bir ortamda
Harcandınız mı..
Çok büyük bir orantıda
Dinlediniz mi..
Çok büyük bir yalanı
Çok yalın bir doğrultuda
Söylediniz mi..
Gecikmiş bir gizlemi,
Birikmiş bir özlemi
Sakladınız mı..
Gelmeyecek bir gideni,
Olmayacak bir nedeni
Beklediniz mi..
Bir gerçeği erken,
Bir açlığı tokken
Anladınız mı..
Hep mi hep ölecekmiş gibi,
Hiç mi hiç ölmeyecekmiş gibi
Yaşadınız mı..
Yalanı sürmeye sürmeye,
Yanlışı görmeye görmeye
Saklandınız mı..
Doğruluğun yönünde,
Doğruların önünde
Aklandınız mı..
Ortamsız bir yaşamda,
Yaşamsız bir ortamda
Harcandınız mı..
ÖZDEMİR ASAF
Bu şiirin özellikle son üç dizesi dikkatimi çekti. Şiirin güzelliğini bütün olarak görmeyi engellediği için ilgilendiğim kısmı kesmek işime gelmedi. Özdemir Asaf’ın tüm şiirleri kendi içinde roman olduğu için tercihlerimi sınırlı tutmak zorunda kalıyorum.
Yalanlarla yaşamanın gitgide normalleştiği bir zamanda gönüllü olarak mutluluk oyunu oynuyoruz. Yanlışları ve hataları göre göre, içimize sinmeyen durumları bile anlayışla karşılamak zorunda bırakılıyoruz. Ben kendi adıma, bunların hiçbirini yapmıyorum desem yeridir. En azından bazı şeyleri kabul etmiyorum. Kabul edermiş gibi göründüğüm zamanlar ise yazık ki oynamak zorunda olduğum roller için. Hep öyle olmaz mı, herhangi bir sevdiğimizi üzmemek, onu kaybetmemek veya sadece sevilen kişi olmak için doğruları feda ederiz. Halbuki doğruların önünde aklanmak asıl fedakarlıktır; kendimize ihaneti şart koşan toplumsal roller bu fedakarlığı yanlışların aklanması yönünde kullanmamızı talep eder. Çelişkiye bakın ki boyun eğdiğimiz gerçekler eninde sonunda arar bizi bulur. Reddedilmemek için katlandığımız onca safsata günü gelir inkar edilmiş özümüzü küfredercesine yaralar; hatta yok eder. Verdiğimiz ödünler, o an için işe yarar ve karalanmaktan kurtulduğumuz için, aslında bu yükü taşımanın ne zor olduğunu bildiğimiz için “yaşamsız bir ortamda” bize huzur verir. Nefes almak bile güçtür kendi varlığımız yoksa bu oyunda. Doğruları, yanlış yaparak öğreniyoruz; bu bir gerçek. Fakat, doğruların önünde saklanmak ve kasıtlı olarak yanlışı savunmak çöküşün başlangıcıdır. Bugüne kadar her şeyi yerli yerinde yaptığımı söyleyemem. Hatalarım elbette olmuştur. Fakat bunları makul gösterip kabul ettirmeye ya da kendimi affettirmeye çalışmadım. Ne yanlışların arkasına saklandım ne de doğruların ateşli savunucusu olabildim. Bu bakımdan çoğu zaman yaşıyor olduğumu bile düşünmem. Ortamsız bir yaşamı savunuyor buldum kendimi, yaşamsız ortamlarda debelenirken!
Nerede olduğumu hala kestiremiyorum. Nerede olmak istediğimi bildiğim halde bunun artık imkansız olduğunu düşünmeye başladım. Öyle bir kısır döngü halindeki her şey, bunların ve şunların dışında hiçbir seçeneğim kalmadı. Peki onlar kim, nerede, ben niye buradayım? Ergenliğe yeni adım atmış bir genç değilim ki ben. Nedir sebebi kısılan sesimin, kaybettiğim cesaretimin? Cevapları yazarken bulabilirim diye düşünüyorum, olmuyor. Toplum içinde dile getirmek zorunda olduğum fikirler çoğu zaman bana ait değil. Bana ait olanları söylesem aforoz ederler herhalde. Bu durumu bile bile saklıyorum doğruları, acı çekerek, kendimi inkar ederek ve çoğu zaman korkarak. Hiç bilmediğim korku o kadar yerleşti ki içime sanki salt gerçek bu ve ben bununla yaşamak zorundayım. İşin en acıklı tarafı korkunun sebebi bile yok! Sadece orada duruyor ve izliyor bizi bir çift göz. Hala bir ergen gibi isyan ediyorum, hala yetişkin olmamak için direniyorum. Ama yine de güç kaybetmeye başladım. Hatalarım bir çocuğun hatası olmayacak bundan sonra. Tepkileri göze almak için çocuk gibi korkusuz; doğruları göstermek için olgun bir yetişkin olmanın vakti geldi de geçiyor. İçime kapanmışken bu kadar, vazgeçmişken konuşmaktan, kendini ispat hırsı gelip geçmişken nasıl en başa dönebilirim ki? Bir etki lazım bana ki tepki vereyim, değil mi? Ama, yok işte. Bugün ve yaşadığım an o kadar cansız ve benden uzak ki ötesini düşünemiyorum. Olduğum yerde duruyorken ve zaman sabitlemişken ağırlığını, hayali bir heyecanın kollarında arzudan titreyecek halim yok. Ateşli tartışmalarda fikrimi kabul ettirecek mecalim de yok, zaten öyle bir amaçla fikirleri kavgalarıma kurban edecek değilim. Etki dediğim şey doğru ve haklı olan her şey. Sadece aşk ya da sevgi değil elbette. Ben bu etkiyi bulursam ve de samimiyetine inanırsam aldığımın on katını verebileceğimi biliyorum. Yani tepkim çok şiddetli olacak olumlu anlamda! Hayat heyecanı tanımıyor olabilir; ben tanıtacağım günü gelince. Beklemek zor ama daha önce de belirttiğim gibi bu bekleme devresi boşuna değil. Neyi, ne zaman söylemem ve yapmam gerektiğini biliyorum. Bazı zamanlar aklımın kontrolünü kaybettiğimde yenik düşüyorum hayatın sıradan oyunlarına. Acele edip düşünmüyorum hırsımdan. Sabırla beklemeliyim. Herhangi bir ödül için değil, en doğrusu için.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder