16 Eylül 2012 Pazar

Adalet Sevgiden Üstündür

Adaletin türlü durumlara göre şekil değiştirdiği şu günlerde – ki sevgi kavramı da dillere pelesenk olmuş- aklın ya da kalbin ötesinde ne var diye hiç sorduk mu kendimize? Kimisi var, akıl akıldan üstün diyor; kimisi taş kalpli oluyor, kimisi vicdansız kimisi de şuursuz..Bütün bu tabirleri bilerek kullanmıyor çoğu insan; daha çok belli durumlara özgü otomatik tepkiler..
Gün geçmiyor ki mahlukat değişmesin, her şey öyle büyük hızla değişirken bizim tepkilerimiz hep aynı, hem de bilinçsiz! Bir cinayet işleniyor; “Psikolojisi bozulmuş!” diyor duygusal insan; realist ise : “Ekonomi kötü kardeşim!” diyor..Herkes kendine göre bir yorum yapıyor yüzeysel olarak. Buna rağmen başka bir insan olaylar üzerine değil de kavramlar üzerine konuşmaya başladığında susturuluyor hemen, çok konuştun, kapa çeneni diye..
Toplum, olayları yorumlamayı çok seviyor, ama düşünmeyi sevmiyor. Adalet kavramı tek yönlü işlerse hoşa gidiyor, belli bir amaç doğrultusunda “işe yarar” hale geldiğinde salt gerçek deniyor! Herkes kendine dürüst, adil, vicdanlı, akıllı sıfatını yakıştırıyor ama yorumlayacağı bir olay yoksa bu kavramları tanımlamaktan çekiniyor. Yeri geldiğinde duygusal, yeri geldiğinde mantıklı olup çeşitli kılıklara giren zavallı adalet, sevgiyi de kardeş edinmiş, eşitiz diyor. Bunu derken sözüm ona adalet, sevgiyi şekillendiriyor, kullanıyor; ve tabi ki sevgi asıl anlamını yitiriyor. Sevgi, bilir ki adil bir ortamda kalplerde yer bulabilir. O kalpler ki mantıkla işleyen bir beyinle anlam kazanır. İlk adım olan düşünme yetisi baltalandığında vicdana giden yol da kesintiye uğrar. Çünkü “şuur” ancak akıl ve kalbin, yani his ve düşüncenin ortaklığıyla adalete giden yolu açar. Adalet, hem başlangıç hem sondur; bazıları buna vicdan der, bazıları nesnel açıdan evrensel değer der, kimisi de kendini bilmek olarak yorumlar. Tanımlar değişse de insan yalnızca hislerine köle ya da düşüncesine efendi değildir; insan, insan sıfatına ancak his ve düşünce birlikteliğiyle ulaşabilir. Tüm şartlar yerine getirilse de yolun sonu bazen adalet olmaz; fakat akıl-yürek-bilinç üçlüsü anlamını bulmamışsa Vicdan ya da Sevgi olgusundan hiç bahsetmeyelim. Adalet, farkında olarak düşünmektir, iç sestir, dışa yansıdığında kılık değiştiriyorsa er ya da geç kendine dönecektir. Ancak o zaman sevgi kendini görecek ortamı bulur. Farkında olmadığımız, anlayamadığımız ya da faydacı sevgi dediğimiz yüzeysel hisler, sadece kelimeden ibaret olup gerçek değerini akıl ve yürek bütünlüğüyle kazanır.
İnsan ruhu ve bedeni ne yazık ki bölünmüş bir resimden ibaret; bu bölünmüşlük hissi her alana yansıyor. Biz istesek de istemesek de bize ait tüm düşünceler, bazen toplum, bazen zihinsel olarak kalıtımla gelen mirasımız bu bölünmüşlüğü alkışlıyor. Öyle bir hastalık ki bu, toplumu cinnete sürükleyen, insan ruhunu arayıştan arayışa sevk eden, bizi birbirimize düşman eden, bazen insan olmayı lanetleyen, bazen yaşam gücünü kıran tüm hücrelerimize sızmış bir illet bu…Bu, bölünmüşlük hissi…

Hiç yorum yok: